Çok inceleme paylaşmasam da, bunu paylaşmaz isem olmaz. Çoook uzun bir süre sonra konuyla ilgili en beğendiğim kitap diyebilirim.
Kitap sanki beni kızgın, dalgalı sulardan aldı ve sakin, berrak sulara götürdü. Kafamda yıllardır dönüp duran onca soruyu, kendi mantığı içinde öyle güzel çözdü ki… Kitabın sayfalarında ilerledikçe, hem düşünsel hem de duygusal anlamda rahatladım. Hoca deizmi; Tanrı’ya inanan, ama inancını hurafelerden, katı kurallardan ve dayatmalardan arındırmak isteyen insanların yolu olarak tanımlıyor. Bu, dine karşı çıkmak değil; inancı en saf hâline döndürmek. Genç neslin dine karşı soğumasını anlamak ve yorumlamak için önemli bir tespitler içeriyor. (Uydurma çuf çuf hocalar, hurafe sallayan hocalara güzel dokundurmalar var.)
"Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanılır."
"İnsanoğlu kendine üstünlük ve farklılık sağlayan kavram ve kurumların, değil silinmesine, aşınmasına bile izin vermez."
Kitapta sık sık altı çizilen bir nokta var: Ahlak, yalnızca dinle sınırlı değildir.
"Bugünkü dünyanın en ahlaksız kitleleri, dinde en iddialı ülkelerde yaşamaktadır."
İnsanın vicdanı, empati gücü, adalet anlayışı ve merhameti; hangi inanç sistemine sahip olursa olsun, onu iyi bir insan yapar. Kitap boyunca, dinin özünün aslında akıl, ahlak ve adalet olduğunu; şekilcilik, ritüel ve geleneklerin ise zamanla bu özün önüne geçtiğini hissediyorsunuz. Bu da insana, kendi inanç yolculuğunda daha özgür ve bilinçli adımlar atma cesareti veriyor. Son sayfayı kapattığımda, deizmi artık soğuk bir “reddediş” olarak değil; huzurlu, vicdanla beslenen, sorgulamaktan korkmayan bir inanç biçimi olarak görmeye başladım. Ön yargılardan kurtularak okunması gereken bir