Beni çok etkileyen isimlerden biridir Nilgün Marmara. Onunla ilgili araştırmalar yaparken intiharında Sylvia Plath’ın büyük bir payının olduğunu gördüm. Daha sonrasında Plath’i araştırmaya başladım. Onu yakından tanımak, ruh halini anlamak için kendi yaşamında yola çıkarak yazdığı Sırça Fanus’u okudum. Sırça Fanus’un başkarakteri olan Esther de tıpkı Sylvia gibi ruh bozukluklukları yaşıyor. Esther’in kimlik arayışı çerçevesinde bize onun yaşadığı çöküş, intihar girişimleri ve daha sonrasında görmüş olduğu psikolojik tedaviler anlatılıyor.
Plath, annesinin uyku haplarını alarak ilk intihar girişiminde bulunmuş. İlk intiharında başarılı olamayan Plath, eşinden ayrıldıktan sonra 11 Şubat 1963 tarihinde çocuklarını uykuya yatırdı ardından başuçlarına süt ve kurabiye bırakıp kapının altlarını bezlerle tıkadı. Sonrasında ne acı ki kafasını fırının içene sokarak intihar etti.
Onun dünyasını irdeleyen Marmara, bu sayede kendi içsel çözümlemelerine de yöneliyordu. Aslında o da tıpkı Sylvia gibi varoluşsal sıkıntılar fanusundaydı. Onlar bu fanustan çıkamadılar. Gelgelelim bana. Evet evet bana. Kitabı her elime aldığımda başlayamayıp tekrar yerine koydum. Nilgün Marmara’ya ilgim büyüktü. Onun da feyz aldığı, kendine yakın bulduğu isim bende merak uyandırmıştı. Kitabın içini açtığınızda koyu bir tonda mor ile karşılaşıyorsunuz. Bilen bilir mor benim rengimdir. Odamın duvarları, kişisel eşyalarım... Her şeyde bir mor görmek bana huzur veriyor. Bunu kitapta da görünce merak edip araştırdım. Ardından Nilgün Marmara’nın da mor rengini sevdiğini öğrendim. Aslında mor depresyon rengiymiş. Özellikle koyu renkli morun depresyona girme durumunu tetiklediği biliniyor. Neyse nerden geldiysem bu renk konusuna... Kendini bir “fanus”un içindeymiş gibi hissedenlere tavsiye ederim. Son olarak Goethe’nin bir sözünü paylaşmak istiyorum: “Dünya, hassa kalpler için bir cehennemdir.”