·250 syf.····Okunma: 23 Nisan 2020 16:06 Oğul-baba ilişkisinin adı konulmaz bir boşluğu var. Bu boşluk yanyana iken kapanacak gibi olsa da araya mesafeler girdiğinde, gözden uzak olunduğunda derinleşip karanlıklaşır. Telefonda konuşulan süreler kısalırken, konular sıradanlaşır, ya takımın mevcut kötü durum analizinden öteleye geçmez ya da hükümetin yaptıklarından-yapamadıklarından dert yanılır. İletişim azdır, söylenecek çok şey vardır, dilin ucuna gelir; dökülmez. Sarılmak istenir, kollar bir türlü kalkıp da kavuşmaz. Baba-oğul ilişkisi kiminde böyledir.
Baba; evet bir dağdır ama zirvesi pusludur; üfleyip dağıtmak istersin ama gücün yetmez. En son ‘Seni Seviyorum’ ne zaman denmiştir; hatırlanmaz. Ama şu söz hep kulaklarda yankılanır: ‘Hasta olduğumda mı ziyarete geleceksin?’
Kitabı okurken içimden geçenler az çok bu şekildeydi...
Baba-oğul ilişkisini yalın ve basit bir kurgu ile değinmeye çalışmıştır yazar, yöre insanının inanç değerleri ile motifleyere; ölüm olgusunu kitabın ruhuna işlemiştir. İnsanı insan yapan özellikleri ise ön plana çıkarır; merhamet, iyilik, dürüstlük ve yardımseverlik. Bu özelliklerin yansımasının karşılığını göremeyen insanın yaşadığı hayal kırıklığına da değinmeden geçmemiştir.
Hasan Ali Topbaş ile tanıştığım bir kitap oldu ve bende iz bırakan bir yazar oldu...