·288 syf.····Okunma: 28 Nisan 2020 03:00 Eleştirime geçmeden önce kitap hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum..
İlk eserde Orta Asya bozkırlarından Avrupa’nın kapılarına kadar anlatmıştı İlber hoca, şimdi ise Avrupa’nın içlerine giriyoruz. Bu eserle birlikte, bir beyliğin kısa sürede izlediği gelişmeyi, beyliğin Rumeli‘ye geçişi ve üç kıtada bıraktığı izleri göreceksiniz.
Eser Türklerin Anadolu, Avrupa ve Dünya tarihindeki konumu üzerinde durarak giriş yapıyor. Daha sonra beyliğin imparatorluğa geçişi anlatılmakta. Tam da bu esnada yani imparatorluğa geçiş sırasında ortaya çıkan Timur‘a da yer verilmiş ve sonrasında kitap sizi İstanbul‘un fethine sürüklüyor.
“Türklerin Tarihi” serisinin ilk kitabında olduğu gibi soru-cevap formatında kalema alınan eser, çeşitli anektodlar eşliğinde işlenmiş. Fatih Sultan Mehmet‘in ölümü meselesine kadar önemli noktalara değinerek ilerlemekte. Bununla birlikte çok konuşulmayan olayları öğreniyorsunuz. İlber hoca ek bilgiler ve yorumlar katmış.
Kitabı okumak, İlber hocanın dersine yada söyleşisine katılmışız gibi bir his yaratıyor. Okumuyor adeta dinliyoruz. Bu yüzden okunabilirliği kolay ve çabuk kavrayabildiğimiz bir kolaylık sağlanmış. Merak ettiğiniz soruların cevabını bulabileceğiniz bir kitap AMAaaaa....
İşte haddime olmayan ama susamayan ben; eleştirilerime başlıyorum :)
Bir başucu kitabı diyebilir miyim? Ben diyemem.
Çünkü kitap dağınık, daldan dala atlanmış ve hiçbir şeyi tam anlamıyla öğrenemiyorsunuz. Ayrıca başlıkta sorduğu sorunun cevabını çoğu kez bulamıyorsunuz.
“Ben tarihimi öğrenmek istiyorum, Türkler tam anlamıyla nereden gelmiş, nereye gitmiş, ne yapmışlar” diyen biri bu kitaptan hiçbir şey öğrenemez. Ya da akademik bir şey kazanamaz diyeyim.
Dönem hakkında biraz ön bilgisi olan, tarihe aşık okuyucular eserden daha çok faydalanabilir ve kafalarındaki soru işaretlerini giderebilirler. Çünkü derinlemesine girilmesi gereken bir tarihin, yüzeysel ya da özeti gibi de diyebileceğimiz bir özgünlükte yazılmış. Bazı konulara çok derin girerken, bazı tarihi olaylara hiç girilmemiş, girilen kısımlarda ‘efendime işte savaşmışlar, ölmüşler anlayın siz de canım’ der gibi..
Keşke bu belirtilseydi, düzenleyen her kimse en azından bu serinin akademik olmadığını, tarihini öğrenmek isteyen birinin buradan öğrenemeyeceğini kitap kapağında sezdirseydi.
Ayrıca daha birkaç kitabını okumuş olan ben bile İlber hocanın sürekli tekrarlara düştüğünü, her kitabında aynı konuları tekrar ettiğinin farkına vardım. Bazı cümleler hatta paragraflar sanki 3-4 kitaba daha kopyalanmış gibi resmen atlayarak okuduğum oldu.
Bir de sadece Türk tarihi yerine daha çok türk tarihindeki Arab-İran-Balkanlar etkisine ve kültürüne yer veriyor. Bir hayranlığı var ki... uçmuş gidiyor.
PEKİiiiii..
Bunca eleştirime rağmen neden 9 puan verdiğime gelecek olursak; ben üslubunu, akıcılığını çok beğendim.
Belki tarihimiz hakkında ekstra bir şey öğrenemedim -kpssye, öabtye giren biri tarihi yalayıp yutmuş oluyor- ama zevkle okudum, akıp gitti kitap. Bazı yerlerde ne kadar cahilsiniz diye serzenişte bulunduğunu duydum sanki. :)
Ayrıca gerçekten gençlere tarih aşkını aşılamaya çalıştığını görebiliyorsunuz. İnsanlarda bir bilinç uyandırdığını düşünüyorum. Sırf bu yüzden bile okunabilirdi. Ne demiş Atamız;
“Tarihini bilmeyen milletler, yok olmaya mahkumdur. “
Hepinize keyifli okumalar diliyorum..