Karşımızda uçma tutkusu olan bir yazar var ve bu yazarın böyle bir kitap yazmamış olması seneler seneler sonra bile düşündürücü olurdu. Antonie de Saint-Exupery... Askeriyede aldığı uçuş eğitimleri sayasinde tutkusunu gerçekleştiriyor ve uçağının Marsilya açıklarına düşmesi sonucunda ölüm onu yakalıyor. Bu uçuşlarda kazandığı maceralar ve hayal gücü ile dünyanın en güzel kitaplarıyla buluşturuyor bizleri.
Gece Uçuşu; yeryüzü ve gökyüzü olarak ikiye ayırır dünyamızı. Posta pilotu Fabien bu iki dünya arasinda postalarını yetistirmeye çalışır. Yerdeyken gökyüzünü, gökyüzünde iken de yeryüzünü özler durur. Gece bekçimizin her zaman tek isteği var postaların zamanında ulaşması. Hava şartları, gökyüzündeki savaşlar engel olmamalı postaların ulaşmasına. Pilot bir yol bulup o postayı katı kurallar gereği yerine ulaştırmalı. Gökyüzü... dünyadaki kurallara sahip olmayan bir yer. Bu yerde pilotlar yeryüzündeki bekleyenlerini düşünür.
Kitap bittiğinde yüreğime acınası bir yorgunluk oturdu. Sahi yazarın kitabı boyunca anlatmak istediği insan hayatı bizler için ne kadar önemliydi ya da bizim hayatımız başkaları için... Sipariş verdiğimizde, vaktinde gelmeyen siparişler için bazı zamanlar karşı tarafın hangi zorluklarla karşılaştığıni düşünmeden sabırsızca davranmamız insanligimizin kaçıncı boyutu.
Önemli olan siparişlerimiz mi insan hayatı mi? Kitap bunun cevabını vermese de size bunu düşündürüyor zaten yazarımızın stili bu. Doğruları kendin bulmalısın. Bu kitabı okumalısınız. Yazarın tüm kitaplarını okumalısınız. Bizlere oyle güzel dersler veriyor ki her yazımında. Ancak önce yazarın hayatını öğrenmeden geçmemelisiniz.