Schopenhauer’in anlattığı ve oldukça ilginç bulduğum bir bölümü aktarmak istiyorum size; aşkta erkeğin yapısı gereği vefasızlığa, kadının ise vefalı bir davranışa eğilimli olduğundan bahsetmiş. Bu durumda erkeğin aşkı doygunluğa erdiği anda azalmaya başladığını, önüne çıkan her kadının, elde ettiği kadınlardan daha çok çektiğini dile getirir. Bu durumda kadının aşkı doygunluk zamanından sonra artmaya başladığını ve bunlar oluştuğunda bireylerin üreme ihtiyacını ortaya çıkarttığını iletmiş. Yani bir erkek bir yılda yüzden fazla çocuk yapabilirken bir kadın yılda sadece bir tane çocuk yapabilir, bir batın durumlarını saymazsak eğer tabii. Bu durum benim oldukça ilgimi çekti ve üzerinde durup düşününce bazı durumlarda yaşanan ilişkilerde erkeklerin yapısal olarak bu durumda olması, kadınların doyumluluk arayışının var olduğu düşüncesinde hemfikir olduğumu söyleyebilirim.
Schopenhauer ayrıca çoğunlukla Kant’ın düşünce yapısına benzediğini de belirtse de Kant’ın teorilerini yıkmaya çalışmaktan asla vazgeçmemiş.
Kitabın kabaca özetine gelirsek eğer, bir felsefe düşüncesini aktaran Aşkın Metafiziği Arthur için aşkın, soyun devamlılığı için doygun insanların bir araya gelmesini, insanlara doğa tarafından oynanan bir oyun olduğunu, belli bir seviyeye ulaştıktan sonra her şeyden vazgeçip nihai çocuğa ulaşılmayı hedefleyen bir birliktelik olarak aktarılır. Nihai çocuk oluştuğunda hedeflenen üretimin tamamlandığını, sonrasında ise devreye mantığın girip, şehvet ve arzunun ortadan kalktığını aktarmıştır. Oldukça çarpıcı teoriler, iddialar var ki kitap az sayfalı olmasına rağmen üzerinde günlerce düşünseniz de sorgulasanız da siz de ortaya yeni kuramlar atıyor olarak buluyorsunuz kendinizi.