·394 syf.····Okunma: 30 Nisan 2020 20:34 Bir ailenin diğer aileyle yolunun kesişmesinden doğan bir karmaşa. Her sayfası ilmek ilmek işlenmiş, bana adeta gözümün önünde canlı canlı yaşanıyormuş gibi hissettiren olaylar silsilesi. Vanya anlatıyor, biz dinliyoruz. Öncelikle Vanya, sen benim şu zamana kadar kendimi bağdaştırdığım sayılı kitap karakterlerinden biri oldun. Aşkını içine gömüp devam eden, herkese, her şeye akıl veren ama kendi duygularını bir kez olsun söyleyemeyen, yardımsever, insanın içini öylesine ısıtan bir karakter işte. Keşke kanlı canlı olsan da sana sarılabilsem. Nataşa, dünyanın en (affınıza sığınarak söylüyorum) aptal aşığı. Bağışlayan, iyi biri olmaktan ziyade böyle körü körüne bağlanmış halinle kitap boyu benim gözümde ağlak bir depresifi canlandırdın, yine de sonunda başladığın yere dönmüş olman hayatın sana yolunu gösterme şekliydi belki de. Prens, İhmenev, Anna, Nelli, Alyoşa, Katya... Sizden uzun uzun bahsetmeye değer mi bilmem çünkü çoğunuza inanılmaz öfkeliyim. Alyoşa aptalın tekiydi, gözümde ikizler burcu gibi yanar döner hareketleri olan, herkesi kendi gibi saf sanan, bomboş bir karakter. Prens şeytanın vücut bulmuş hali, oğlunun mutluluğunu değil de paranın cebine yapacağı ağırlığın peşinde olan biri. İlginç bir baba oğul ilişkisiydi. İhmenev ve Nataşa’nın baba kız ilişkisi ise bunun tam tersiydi, koskoca bir sevgi fakat ezilemeyen bir gurur. Kitabın sonu kesinlikle istediğim gibi bitmedi fakat belki sonrasında dilediğim şey olmuştur, öyle ucu açık kaldı gibi. Dostoyevski muazzam bir yazar, ondan okuduğum ikinci kitaptı ve kesinlikle Dosto okumanın tadına öylesine vardım ki.. Fakirliği, çaresizliği, hırsı, saflığı, aşkı böyle güzel ve doğal anlatan çok nadir yazar vardır, Dosto onlardan biri işte. Ezilenler hayatımda okuduğum en iyi 5 kitap arasına girdi bile, sizi asla unutmayacağım ezilenler:) Özellikle Vanya, canım Vanya..