Kitabı okuduğumda aklıma gelen ilk şey;Sahi bizim de tembellik hakkımız var mı oldu.Doğduğumuzdan beri yarış atı modundayız. Geçmemiz gereken; insanlar,sınavlar,yarışmalar yani bir sürü şey tembellik yapmaya hakkımız asla yok,ya da bir dakika var mı acaba?
Başta yazar insanların tembellik yapmalarını destekliyor gibi görünse de asıl vurgulamak istediği herkesin böyle bir hakka sahip oluşudur.İnsanları çalıştırmak,onlara bir kapı açmak harikadır bunun karşılığında bir miktar para,bu daha da harika ama verilen maaşa bir de harcama zamanı eklenmesi gerekmez mi?İşte yazar tam da bundan şikayet ediyor ve kitabın bir bölümünde tüm kitabı tek cümleyle özetliyor.Fabrikalar kurup içine insanları dolduruyoruz hem de bu insanlar aslında trajikomik bir hayat hikayesine sahip.Nasıl; çok çalışıyor,az kazanıyor,ürettiği şeyi asla tüketemiyor ve aldığı maaşı kullanabilecek bir zaman dilimi mevcut değil...Yani düşünün dünyanın en prestijli işini yapmak isteriz en başarılısı olmak,en arananı gibi ama bir şeyi unuturuz bu insanlar zamanı olmayan rüyasında bile çalışan insanlardır.Ne kadar yanlış-doğru tartışılır.okları günümüze çevirirsek,elleri nasır tutmuş adama dünyanın en güzel kremini yaptırır,evde iki parça kıyafeti bile olmayan kadına dünyaca ünlü markanın taşlarını işletir ve karşılığı kıyafetin satış fiyatının belki de %1 i bile olmayan ödemeyi yaparız.İşin diğer kısmı tembellik hakkı olan bir kadın o elbiseyi alır ve belki bir defa giyer belki de asla giymez ama giymedi diye ölmez.Fakat tembelliği asla haketmeyen işçi yanlış bir fermuar,eksik inci işlemesi ya da geç kaldığı 20 dakika için defalarca ölür çünkü tembellik hakkı maalesef başkaları tarafından kullanılmıştır...