·528 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Nisan 2020 00:00 Kendisini 21 sene önce terk eden eski sevgilisi Nüzhet'i hala aşkla ve umutla bekleyen, psikojenik füg (hafıza kaybı) ve şizofren hastası, tarih profesörü Müştak Serhazin...
Hayatını kariyerine adayıp, ülkesini ve sevgilisini terk edip gittikten sonra dünyaca ünlü tarih profesörü olan Nüzhet...
Nesillerce anlatılan Büyük Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul'un fethi...
Olaylar Nüzhet'in 21 sene sonra Müştak'ı arayıp evinde yemeğe davet etmesinin, Müştak'ın kriz geçirmesine ve kendisine geldiğinde Nüzhet'in kapısının önünde olduğunu fark edip, içeride ise Nüzhet'i kendisinin hediye ettiği Osmanlı Tuğralı gümüş mektup açacağını boynuna saplanmış halde bulmasıyla, ''acaba ben mi öldürdüm?'' şüphesinin hayatını kabusa çevirmesiyle başlıyor.
Yazar tarih profesörleri olan karakterlerinin olay örgüsüne, 19 yaşında tahta çıktıktan sonra 21 yaşında İstanbul'u fetheden Fatih'in, yıllarca tartışmalara sebep olan kardeş katli fermanını İstanbul'un fethiyle harmanlayıp, işlemiş. Ama kararı okuyucuya bırakmış.
Yazar karakterlerden yine tek tek şüphelenmemizi sağlayıp, sonra tek tek çürütmüş.
Müştak'ın, ''o benim delice tutkum, hiçbir zaman iyileşmeyecek yaramdı.'' dediği Nüzhet'i, 21 sene umutsuzca bekleyişi ve bu bekleyişin ilk 7 senesi her ay düzenli bir şekilde mektup yazması, psikojenik füg hastası olmasını mı tetiklemişti, şizofren olmasını mı? bilmiyorum ama aşkına ve sabrına hayran kaldım.
Ne diyordu Dostoyevski, ''İyi adamlar yalnızlıktan ölüyor. İyi kadınlar ise kötü adamların balkonundan gökyüzüne bakarken.''
Altını çizdiğim satırları eklemezsem eksik anlatmış olurum. Yazar faydalandığı kaynaklardan Fatih'i anlatırken, ''Farklı dinlerden, farklı dillerden, farklı insanlardan oluşsa da bir dünya imparatorluğu kurmak istiyordu. Ama yeryüzü fethetmek için sadece savaş yetmezdi, askerlik kadar bilimin, dinin ve sanatın da önemini anlamıştı. Güçle zapt ettiği toprakları ancak kültürle elinde tutabileceğini çok iyi biliyordu.''
Keyifli okumalar...