·188 syf.····Okunma: 07 Şubat 2020 20:43 Kitabı bitirir bitirmez yazarı araştırdım. Okuduğum en kısa ve her şeyin özeti olan şu satırlara ulaştım :
"Toni Morrison 1931 yılında ırkının ona bahşettiği siyah bir deri ve anlatılagelmiş yüzlerce kölelik hikâyesiyle birlikte doğar. Babası, evlerinin önünde beyazlar tarafından linç edilmek üzereyken son anda kurtulur ve ailesiyle birlikte Ohio’ya kaçar. Gerçek adı Chloe Anthony Wooford olan bu küçük siyahi kız ileride Nobel Edebiyat Ödülünü alan ilk Siyahi Kadın Yazar olacaktır. "
Kitapta zencilerle beyazların aynı kilisede dua edemediği, aynı yerde yaşamadığı, aynı hastanede bulunamadığı, aynı mezarlıkta bile yatmaya layık bulunamadığı bir dönemi biraz aykırı bir karakter olan Sula ile çok başarılı bir biçimde anlatmıştır.
İnsanın içindeki kötüyü tüm çıplaklığıyla gösterir Sula okuyucuya. Kitabı bitirirken soruyoruz kendimize kötü olan Sula mı, yoksa çevresinde insanlar mı?
Şu bilgiyi de paylaşmak istiyorum :Amerikalılar onun için ‘Lady of Literature’ yani Edebiyat leydisi derler. Romanlarında kadını ve kadınsal öğeleri çok fazla kullandığı için ona ‘siz feminist misiniz?’ diye bir soru yönelten muhabire şöyle der: Ben kapalı olan her şeye karşıyım, kapatılan kapılara- hatta bir romanın sonunu kapatmaya bile… Benim için her şey açık olmalı, serbest olmalı, özgür olmalı…
Sevgisiz büyüyen iki kız çocuğu olan Nellie ve Sula birbirlerini bulur, hayata böyle tutunurlar. Birbirlerini tamamlarlar. Bir suça ortaklık bile ederler. Sula, Chicken Little'yi döndürürken elinden kayıp nehre düşmesi bile onların ilişkisini zedelemez. Ta ki 10 yıllık ayrılıktan sonraya kadar.
Taban çok güzel ve objektif anlatılmış. Siyahi bir yazar olmasına rağmen Taban'daki siyahileri anlatırken oradaki kıskanç kadınları, kendileri gibi olmayanlara nasıl nefret beslediklerini, Taban'ın nasıl bağnaz olduğunu harika ve tarafsız anlatmış.. Gerçi Sula'nın ahlaki olarak rezil davrandığı kısımlar beni rahatsız etse de vermek istenen mesaj okuyucuya tam olarak geçiyor.
Sula şahsına münhasır biridir. Biraz anarşist bir yapıya sahip. Taban kadınları onu uğursuz, büyücü görüyor. Sula da onları zerre kadar umursamıyor. Yalnız Nel'e üzüldüm.
Kitabın tüm başrol kahramanları sıradışıydı. Hannah, Eva, Sula... En güçlü olan ise bence Eva'dı. Bir erkeğin yapamadığı şeyi yapıp çocuklarının karnını doyurur, bacağını kaybetme pahasına onların hayatta kalmalasını sağlar.
Sula ise tüm toplum normlarına, evliliğe, bunlara boyun eğenlere nispet yapar gibi başkaldırır.