Her ne kadar bir çocuk kitabı olarak literatüre girmiş olsa da çocuklardan önce yetişkinlerin okuması gereken bir eser. Benim bir yetişkin olarak bu kitabı okuduktan sonra ilk düşündüğüm, çocukken okusaydım kesinlikle çok etkilenip uzun süre etkisinden çıkamazdım. Nitekim eserin içerik itibariyle çocukların seviyesine uygunluğu tartışılan bir durumdur. Ancak benim böyle düşünmemin sebebi; bir yetişkin olarak o yaşlardaki çocukların hayata, dünyaya, doğaya, insanlara nasıl baktığını görmemizi sağlamasıdır. Çünkü hepimiz çocuk olduk ve hepimiz bir yetişkinin düşünmeyeceği yada hissedemeyeceği şeyleri hissedip düşündük; ancak çocuklara o algıyla bakmıyoruz ve onların iç dünyalarında neler olduğunu anlamaya çalışmıyoruz. İşte kitap aslında tam da bu noktaya vurgu yapıyor 5 yaşındaki Zeze’nin bakış açısı ve hayatıyla.
Evet o yaştaki bir çocuğun yerine kendimizi koyarak empati yaptığımızda anlıyoruz onların nelerin farkında olduğunu ya da olabileceğini. Zeze’nin çektiği acılar, hissettiği sevgisizlik, yaşadığı açlık derecesinde yokluk, ancak her şeye rağmen şeker portakalı fidanıyla birlikte içinde beslediği umut, kardeş sevgisi ile paylaşma duygusunu aşılaması çocuklar için hayatı başka bir açıdan görmelerini sağlayarak eğitici bir yol da izlenmek İstenmiş. Ancak; bahsettiğim durumların etkisiyle Zeze’nin intiharı düşünmesi ve özellikle öldüresiye gördüğü şiddet kitabın eğitici yönünü gölgelemiş gibi duruyor.
Zeze, beş yaşında yaramaz bir çocuktu sadece ve yaptığı tüm yaramazlıklara rağmen okuyan herkesin içinde, onu bağrına basma isteği uyandırıyordu...
Sağlıklı ve keyifli okumalar...