Kırgızistan’ın büyük şairlerinden olan Aytmatov’u (ruhu şad olsun) anlayabilmek adına dönemin Sovyet Rusya’sını ve dünya tarihini az çok bilmek gerektiğini düşünerek, eserlerini bu minvalde okumak icap etmektedir.
Aytmatov yetiştiği toplum gereği gelenek ve göreneklerine son derece bağlı bir şahsiyettir. Zira yetiştiği toplumun büyükleri bugün bizim de hasret kaldığımız halk hikâyeleri ve destanlarını onun döneminde yaşatmakta ve aslında çokça aşina olduğumuz sözlü dille aktarmaktadır.
Eseri kısaca özetleyecek olursak zamanın bir Kırgız köyünde gerçekleşen bir (çoğumuzun halen bile çokça değerini anlayamadığı)öğretmen ve onun izlerini yaşatıp 80 sayfalık kitaba esin kaynağı olan öğrencisi Altınay Süleymanovna’nın vermiş olduğu mücadeleyi destansı ve devrimist bir heyecanla okuyucuya anlatıyor. Kitabın arkasından kısa bir paragraf bırakacak olursak;
‘Yaşamlarını göçebelikle, basit tarım ve hayvancılıkla sürdüren kominal topluluklar halinde örgütlenmiş Kırgız Toplumu, aniden sökün eden Bolşevik Devrimi’nin ardından yepyeni bir dünya hayal etmeye koyulur. Başlangıçta bu hayaller sınırlı sayıda bireyin, hatta bazı durumlarda tek bir bireyin hayalleridir. Ve dirençle karşılaşır. Ama paylaşılıp desteklendikçe tüm toplumu değiştirir ve dönüştürür. Tıpkı İlk Öğretmenim ’de olduğu gibi…’
Eseri okurken yine Aytmatov tarzıyla yenileşmenin, eğitimin, farklılığın bir toplum için değişmenin ne kadar da ağır ve zor olduğunu gözler önüne serebilmek için haklı bir mücadele verildiğini anlıyoruz. Kitabın yazıldığı dönemi herhangi bir önsöz hazırlayıp bu kısımda belirtmemekle beraber içerikten anladığım kadarıyla 2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesi ve daha sonraki dönemleri(1939-46 arası) kapsamakta olduğu anlaşılıyor.
Özetle söylenecek olursa Aytmatov yine diğer eserlerinde de olduğu gibi gelenek ve göreneklerini bir kenara bırakmadan Türk mitolojisinden aldığı feyzle dünyaca tanınmış eserlerinden birinin daha altına silinmez kalemle imzasını atmış bulunmaktadır.