"Avlu kendisi için vardı, yüzlerce değişiklik yaşansa da hep aynı kalıyordu."
Merhaba dostlarım, bugün size Tito döneminin Yugoslavya'sının Tolstoy'u olarak adlandırılan, Nobel ödüllü yazar İvo Andriç'in Lanetli Avlu'sunu anlatacağım. İvo Andriç daha önce bildiğim bir yazar değildi, Ertuğrul Hoca'nın Eskişehir'deki Uçurtma Kafe'de düzenlediği Yanlış Okumalar'ın listesinde olunca alıp okuyayım dedim.
Bir rahibin ölümüyle başlayan kitap bizlere hikaye içinde hikaye sunuyor. Bir anda kendimizi Osmanlı döneminin İstanbul'unda bir hapishane avlusunda buluyoruz. "Yabancı biri burada kendini sürekli bir tür şeytan adasında, o ana kadar hayat dediği her şeyin dışında gibi hissederdi ve o hayata yakın bir zamanda dönme umudu taşımazdı." Önce hapishanenin müdürü Karagöz'ün akla hayale sığmaz sorgulama tekniklerine şahit oluyoruz. Sonra da avludaki insanların hikayelerini dinlemeye başlıyoruz. Müslüman, Yahudi, Hristiyan her dinden insanın hikayesine şahit oluyoruz. Beni en çok etkileyen hikayeyse Smyrna'lı Kamil'in hikayesiydi. Kamil arkadaşlarına kıyasla oyunlara ve eğlenceye ilgisini çok erken yitiren ve kitaplara kapanan bir genç. Osmanlı tarihiyle özellikle de Cem Sultan'la ilgili o kadar çok okuyor ki sonunda kendisini Cem Sultan sanmaya başlıyor ve ne yazık ki o da kendisini lanetli avluda buluyor.
"İstanbul polisinin bağlı kaldığı kutsal ilkelere göre kentin dar sokaklarında suçlu aramaktansa masum birini avludan serbest bırakmak daha kolaydı." Bu cümle ne kadar tanıdık değil mi? Kitabın büyük bir çoğunluğunda bu rahatsız edici benzerliğin izlerine rastlamak mümkün.
Kesinlikle okuduğum için çok mutlu olduğum bir kitaptı, çok yalın bir dili hiç yormayan betimlemeleri vardı. Olumsuz olarak yalnızca şunu söylemek istiyorum biraz eksik bir kitapmış gibi hissettim. Bazı hikayelerin daha fazlası olabilirdi bence.