Yazarın daha evvel Semerkand adlı kitabını okumuş ve tarzını çok beğendigim için bu kitapla birlikte birkaç kitabını daha almıştım. Sanıyorum yola "Semerkand" ile çıkmak bir hata oldu çünkü beklentilerim hayli yüksekti kitapla ilgili. Ama yine de tatmin olduğum tarafları vardı.
Hikaye, İstanbul'da bir Osmanlı sarayında başlar, Adana'ya gider. 1915 Ermeni olayları nedeniyle Beyrut'a iner. Oradan 2. Dünya Savaşı dönemi Fransasındaki Marsilya ve Montepiller'e şehirlerine uzanır. Ardından tekrar Beyrut ve Hayfa'ya geri gelir. Maalesef Arap-İsrail gerginliği nedeniyle bu iki kent "birbirlerine hem yakın hem uzak" iki kenttir. Ve hikaye Paris'te son bulur.
Kitap bölge ve kültür çeşitliliği nedeniyle benim gibi tarih, coğrafya meraklılarını tatmin edebilir aslında. Hikayede dram, aşk, aşk acısı ve fikir, kültür, karakter çatışması mevcut. Ancak belki bu yönden beni pek tatmin etmedi ve etkilemedi, bilmiyorum.. Ama yine de okuyucunun duygusallık derecesine göre etkilenme derecesi değişecektir eminim.
Ayrica kahramanın babasının Osmanlı şehzadesi olup Ermeni arkadaşıyla beraber Adana olaylarından Beyrut'a göçmesi, kahramanının aşkını bir Yahudi ile yaşaması ve beraber gurbet ellerde faşizme direnmeleri falan kitaptan "hoş sadalardı"
Ve son olarak kitabın cevirisi, Osmanlı ve cumhuriyet dönemi ile ilgili video kayıtlarını yabancı arşivlerde bulup Twitter'dan bizlerle paylaşan Saadet Özen tarafından yapılmış.
İyi okumalar...