İkinci el kitap okumanın farklı bir duygusu, tadı hatta tuhaf gelecek belki ama kokusu bile vardır bana göre. Yapmayı en sevdiğim şey de kitabı benden önce okuyanların bıraktıkları izlerle yaşantılarını tahmin etmeye çalışmak, acılarını hissetmeyi denemek. Bu kitabı çok değer verdiğim arkadaşım Selman Menteşe 'nin getirmesiyle okudum. Kitabı elime alır almaz iki isimle karşılaştım 'Yusuf - Hicret'. İçimden, 'Hicret ne şanslısın' dedim ve kitabı okumaya koyuldum.
Beş senelik evlidirler Bedia ve Lâmi. Bedianın babası Abdullah Bey ve hizmetçileri Gülşen Dadı ile birlikte sıradan bir yaşam sürerken Lami Bey'in patronu ile bir toplanma yemeği düzenlenir ve Şakir Bey'in kızı "Canan" ile bu yemekte tanışırlar. Lâmi ve Canan arasında bir münasebet başlar ve günden güne artar. Artık Lami, Canan hanıma enikonu bağlanmıştır. Bedia durumu hisseder ve aralarında tatsızlıklar yaşanır Lami Bey de bu tartışmaları ileri sürerek boşanmak istediğini duyurur. Boşanmalarıyla eş zamanlı olarak erkek kardeşinin de kocasının, uğruna kendisini terk ettiği kadına aşık olduğunu öğrenir. Delikanlının hastalığı bu sevdasıyla alır başını gider en sonunda da hayatını kaybeder. Yani Bedia aynı kadın yüzünden hem kocasını hem de sevdiği adamı kahbeder.
Canan dul bir kadın olduğu için dedikoduya mahal vermemek adına Lami ile evliliği kabul eder. Kendisi birikim yapan bir insan olmasına rağmen Lami'yi de sürekli maddi sıkıntıya sokar.
Özetle kitabımız aldatan ve aldatılan bir adam olarak empati kurduruyo. Hem de güzellik uğruna aile değerlerini yitirerek okuyucuya aslında ne çok şey kaybedildiğini anlatıyor.
Kitabın son sayfalarına gelince özenle yazılmış Hicret ismini gördüm. Bir insan tek başına bir isim yazacaksa kendi ismini yazar ki bu kişinin eli bu ismi yazmaya alışmış belli. Yıllarca kendi ismini yazarsın ve artık özenli bir hal alır. O an anladım ki kitabın kapağına isimleri yazan kişi Hicret'ti ve asıl şanslı isim Yusuf'tu..