Kamptaki tutsaklar için bir statü farkı ve mücadele mevcuttu. Çalışamayacak olan mahkumlar gaz odalarına gönderiliyordu bunu seçme sırasında rekabet meydana geliyordu. Ailesini tekrar görebilmek, eski mutlu huzurlu hayatına tekrar kavuşma isteğiyle herkes kendinin ve arkadaşının dışında birisinin gitmesini istiyordu. Kopa yani ayrıcalıklı tutuklularda da aynı şey görülüyordu. Sadece ahlaki değerlerini yitirenler uzun süre yaşayabiliyordu. Frankl demir yolunda 104 numarayla çalışıyordu. Mahkumlara numaralarıyla hitap ediyorlardı. Kurtulan mahkumlar incelendiğinde kamptaki ruhsal durumun üç adet aşamadan oluştuğu görülür. Ilki kampa giriş evresidir. Bu evrede şok söz konusudur ve ilk başlarda intihar etme isteği fazladır sebebi ise ölümle burun buruna olmalarındandır. Sonra ki aşama uyum dönemidir bu dönemde mahkum acılara, işkencelere duyarsız, tepkisiz kalmaktadır. Çevresinde ne kadar acı yaşanırsa yaşansın kişi sanki çok normalmiş gibi karşılar bunu sebebi ise kişinin kendine duvar örmesi ve korumaya çalışmasıdır. Diğer erkek toplulularından farklı olarak burada cinsel bir açlık söz konusu değildi çünkü giderilmesi gereken daha öncelikli ihtiyaçları vardı. Insanlar öngörülebilir bir şekilde dine yönelmişlerdi. Bu denli ölümle burun buruna bir yerde bile mizah vardı, daha yaşanabilir bir yer olması için de mizahın olması da gerekirdi zaten. Mahkumların duygu yitiminin birçok sebebi vardı; uykusuzluk, açlık, aşağılık kompleksi, sinirlilik vb. Kopalar, aşçılar gibi statüsü yüksek olanlarda aşağılık kompleksi görülmüyor hatta bu durumun tam tersi görülüyordu. Umutsuzluk ölüm için büyük bir etkendi. Frankl mahkumlarla umutsuzlukları ile ilgili konuşup onları tekrar hayata bağlamaya çalışmıştır. Son aşama da özgürlükle birlikte gelen ruhsal durumdur. Özgürlük birlikteliğinde inanamamayı getirir. Yaşanılan psikolojik durum kişiliksizleşmedir. Birdenbire özgürlüğe kavuşup ruhsal baskının kalkması ruhsal sağlığın ve ahlaki değerlerin bozulmasına yol açabilir. Bazı tutuklularda bu görülmüştür. Özgürlüklerini acımasızca kullanabileceklerini düşünmüşlerdir. Bu durumu yaşadıkları şeylerle haklı çıkarmaya çalışmışlardır. Başka bir durumda büyük hayallerle serbest kalanlar bekledikleri ilgiyi göremeyince inanılmaz bir hayal kırıklığı yaşamışlardır. kitabın devamında da varoluşçu psikoterapinin içine alınabilecek olan logoterapinin temellerinden bahsetmiştir.
Gamze ARSLAN