Bayağı bir düşündüm, ne söylenir ne denir.. Yazar burada ne demek istemiştir. Bir yere varamadım, zihnimde vardım da, aktarabileceğimden pek emin değilim. Kitabı bir markette çok çok düşük bir meblağa bulmuştum ve Dostoyevski hakkında en ufak bir fikrim yoktu doğrusu. Nasıl bir yazar olduğunu falan bilmiyordum Bir yere gidecektim sanırım elim boş kalmasın diye almıştım. Ancak şimdi kendisini daha çok tanımaya karar verdim kesinlikle en yakın zamanda İnsancıklar’ı da okuyacağım
Öncelikle kitap 2 bölümden oluşuyor, ‘yeraltı’ ve ‘notlar’. Eminim okuyan herkeste farklı bir tat bırakmıştır ancak ben yeraltı bölümünde kaldım. Bir insanın zihin içindeki karmaşası, tezatlıkları, kendi içiyle savaşlarını satır satır dökmüş üstat. (Yorum sonuna en çok beğendiğim kısmı alıntılayacağım) Bu tezatlıklar içinde ilk başta karakteri tanımaya çalıştım ben, nasıl bir insandır doğruları nelerdir bunları seçmeye çalışıyordum. Siz sakın yapmayın çünkü kitabı 4. kez baştan okuma sebebim bu olabilir Başlangıçta biraz zor gibi geliyor ne anlatmak istediği dağınık, parça parça gözüküyor ama eğer yargılamadan okursanız kendi zihninizdeki tezatları da bir nebze olsun burada görebileceksiniz. Belki de onun için karakterin bir ismi yoktur, bilemem.
Herman Hesse Dostoyevski için;
"dostoyevski ancak kendimizi berbat hissettiğimizde, acı çekebilme sınırımızın sonuna varmışsak ve yaşamı bütünüyle alev alev yanan bir yara diye algılıyorsak, eğer artık yalnızca çaresizliği soluyorsak ve umutsuzluğun binbir ölümünü yaşamışsak, işte ancak o zaman okumamız gereken bir yazardır." demiş. Zamanlama konusunda doğru muydum bilmiyorum ancak ilk 3 okumamda yarım bırakmamdan da anlaşılacağı gibi kafama bir şey yağmamıştı Bitirdiğimde aldığım keyifse ön okumalarıma bedel oldu. Ne diyorduk, ikinci bölüm ‘notlar’. Bu bölümde bir hikaye var ve hikaye çaresizlikler, çalkantılar, bir çöküş öyküsü gibi. Bir insan kendi zihni içinde konuşarak ne kadar acı çekebilirse o kadar yoğun duygularla yazılmış sanki.
Durun, bu öyle aşk acısı gibi bir şey falan değil, daha başka bir acı: ANLAŞILAMAMAK.
Yorumu en tatlı yerinde bitiriyorummm ve ah evet, alıntı;
“Aslında sırf inat için tıbbi tedaviyi reddediyorum. Bunu anlamanızı beklemiyorum. Ben anlıyorum ya! Bu durumda inadımla aslında kime zarar verdiğimi açıklayamam. Beni tedavi etmelerini reddetmekle doktorları ‘incitmeyeceğimi’ çok iyi biliyorum. Aslında böyle yapmakla kendimden başka hiç kimseye zararım dokunmadığının da farkındayım. Yine de inat için reddediyorum. Karaciğerim sancıyor, bırakalım daha beter sancısın lanet olasıca, ne kadar sancırsa o kadar iyi!”
Aslında bu kısım, kitabın ilk sayfasından. Daha birçok yerinde çizdiğim ince cümleler var. Ama burası bence bambaşka güzel ya..