·118 syf.····Okunma: 11 Mayıs 2020 01:26 Ne kadar güç bir kitaptı! Aslında kısacık, özünde çok derin bir hikaye anlatıyordu. Victor Hugo hep böyledir, kısacık cümlelerle ruha dokunur. Duygularının yoğunluğu ve hislerinin derinliği beni hep çarpmıştır. Bu eser de böylesi vurucu anlatımlarından biridir.
Öncelikle uzun bir önsözü var; kimin yazdığı belirtilmemiş ancak mutlaka okunmalı. Darağacından giyotini, aslında bu ceza uygulaması hiç bitmeyecekmiş gibi gelirken ve bitimine dair hiçbir gelişme olmazken siyasi güçlerin maruz kalmaktan korktuğu bir sürede bir anda uygulamasının “bıçak gibi” durmasını, bunun insani değil, siyasi kaygı ile yapılmasının kaypaklığını, siyasilerin “aklanması” ile uygulamaya tekrar başlanmasını, böylesi korkunç bir olayın insanlarca festival gibi karşılanmasının yozluğunu muhteşem eleştirel bir dille anlatmıştır.
Kitapta mahkumun adını sanını bilmeyiz, yaşını bilmeyiz, hatta bu cezayı almasına sebep olan suçu bile bilmeyiz. Tesadüfi mi bu belirsizlik? Hayır. Çünkü ölümün haklı sebebi olmaz. Bir suç alçakçaysa eğer, bir suç daha işleyerek alçaklığı yok mu ederiz, yoksa daha büyük bir alçaklık mı işleriz? Bir kişi topluma adapte olamayacak ve olmaması gereken bir nitelikte ise müebbet hapsin neresi yetmez? Ölüm cezasının “ilkel bir intikam” olmasından başka ne gibi bir özelliği olabilir? Bize can alma yetkisini hangi makam verebilir, böyle bir yetki hangi makamda olabilir?! İdamın tek maksadı intikamdır. Oysaki intikam ve bilimum kötü arzular, daha kötülerini doğurur. Diyelim ki “müebbet hapis de yeterdi kişiye evet, biz bu cezayı suçluya değil, topluma ders olsun diye veriyoruz.” Öyle mi? Hangi toplum canilikle, kötülükle ehlileştirilir? İdam cezası nerede uygulandı da suç oranı azaldı, insanlar iyi olmaya “güdüldü”? Hukuki bağlamda da, cezaların geri alınabilir özelliğinin olması gerekir! Yaşam hakkı ilk değerdir! Kişinin yaşam hakkına dokunulamaz! İdam cezasının uygulandığını varsayalım, mutlaka “hak eden” suçlulara uygulanacağından nasıl emin olabilirsiniz? Yalan tanıklar, çarpıtılmış deliller, yanılan hakimler, yanıltılan hakimler, zorlatılan hakimler olmayacak mı?! Kalemin masumlar için kırılabileceğini hiç düşünmediniz mi? İnsanların bunu istediklerinden öç almak için çarpıtıp esneteceğini bilmiyor musunuz? Size göre diyelim ki 5000 hak eden suçlu olsun, arada da 1 masum kaynasın, bu reva mı? Olanaklı mı? Kaldı ki, kimse ölümle cezalandırılmayı hak etmez! Kimse, devlet eliyle, kararlarla, akılların bir araya gelmesi ile, kutlamalarla, şölenle, normalmişçesine öl-dü-rü-le-mez. Bu saf ve salt kötülüktür.
Herkes için uygulanacak olan kurallar subjektif bir kafayla ve intikam saikiyle değerlendirilemez. “Anneme yapılsa, eşime yapılsa, bana yapılsa o zaman yine mi idamı savunmayacağım?” Savunmayacağım. Savunmamalıyız. Kötülük, kötülüğü doğurur. Sanki bir eğlence varmış gibi insanlar toplanıp ıslıklarla nasıl izler bir kafanın vücuttan ayrılışını? Buna bakmak bile korkunç olmalı! Bakın, bu kadar kötülüğü ve iğrençliği kanıksamak anca bu tekrarlar ile mümkündür. Islah imkanı var ise, eğitimle, bilinçle arınmak mümkün ise, gerekirse ömür bitene kadar zorunda tutulmalı; ha yok ise, çocuk tecavüzüyse mevzuu, işkence ise, ölüm ise, istemli psikopatça suçluluk ise, ömür boyu bir küçük odada beklemek ve ömür boyunca bunu yapacağını bilmek, üstelik zamanın inanılmaz yavaş aktığı bir yerde, asıl ceza olacaktır. Aslında ölüm cezası suçlu için bir kurtuluş, halk için bir tetikleyici, devlet için bir caniliktir.