Puan vermedi·200 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
İbrâhîm içimdeki putları devir elindeki baltayla kırılan putların yerine yenilerini koyan kim? güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı İbrâhîm güneşi evime sokan kim? asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı İbrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim? Şiir Hz.İbrahim’e hitap ediyor. Bununla beraber Hz.İbrahim’in değer yargılarına da bir sesleniş var. Bilindiği üzere tapınma yani kulluk dediğimiz olay yalnız bizi yaratan güce karşı olur. Şair ‘’içimdeki putları devir/elindeki baltayla’’ derken Hz. İbrahim’in putları yani Tanrı dışında insanların taptığı yine insan yapımı olan putları kırma hadisesine bir bakıma telmih yapıyor. Hz. İbrahim, Tanrı’yı arayışında, bütün bir topluma hatta babasına dahî karşı çıkmıştır. Bilindiğinin aksine Hz. İbrahim’in babası (Taruh) bir putperestti. Put imal eder ve bu putları satarak geçimini kazanırdı. İşte Hz. İbrahim’in baş kaldırı hikayesi de burada başladı. Babasının yaptığı putlar yaratıcı olamazdı. Çünkü onlar, bir insanın yaptığı heykellerdi. Bundan sonra Hz. İbrahim bütün yozlaşmış fikirlere, Tanrıya eş koşumlara karşı çıktı ve düşünerek Tanrıyı bulma sürecini seçti. ’’ Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.’’ (Saffat Suresi, 95-96) Bu ayet bir devrim niteliğindedir. Hz. İbrahim’in devrinin üstünden yüz yıllar geçmesine rağmen hiçbir şey değişmemiştir. İnsanlar hâlâ kendi yaptıklarına tapınmaktadırlar. İlla bunun put olmasına gerek yok yaşadığımız devirde. Bu devrin insanları, bizler paraya, güce, mevki ve makama tapıyoruz. Hiçbirimiz tapındığımız şeyleri Tanrıya bir eş koşum olarak görmüyoruz. İman bizim için sadece basit bir kelime olarak kalıyor. Peki kişi diliyle iman ettiğinde, kalbi iman etmiş sayılır mı? ‘’Kırılan putların yerine yenilerini koyan kim.’’ Bir put kırılır ve yerine yenisi gelir. Bu noktada insan değişmediği sürece hiçbir şey değişmez. Inandığımız şeyi yansıtmayan bir hayat yaşamaya başladık. Artık biz aslında neye inanmamız gerektiği ya da inanmaya değer bir şey var mı bilmiyoruz. Çünkü inanmaya değer bütün duyguların yerine suni şeyler inşa ettik. Sanıyoruz ki yalnız biz varız bu evrende. Çicekler, ağaçlar, dünyalık nimetler hepsi bizim için meydana gelmiş. Fakat bunlara ne zaman teşekkür ediyoruz? Öyle bir çehreye bürünmüşüz ki her şey bizim için olmak zorundaymış gibi davranıyoruz. Kırılan putların yerine yenilerini koyan biziz. Insanın putlarla yani kendisiyle olan mücadelesi hiç bitmiyor. Bu durum kişinin kendisiyle devamlı bir savaş halinde olduğunun göstergesidir. Bu savaşı bizim yapan ise sevabın da günahın da bizim oluyor oluşudur. Fakat her ne hikmetse iyilikleri hep kendimize atfedip kötülüklerde ise hep hedef olarak şeytanı gösteriyoruz. Bu bağlamda şeytan biz olmuş olmuyor muyuz? Insan çuvaldızı kendine batırıp sevabının da günahının da sorumluluğunu alabilmeli. Çünkü kötüyü ya da iyiyi yapma iradesi bize verilmiştir. Biz melek ya da şeytan değiliz, komutlarla çalışmayız. Bizi alemdeki bütün yaratılmışlardan farklı kılan irademizdir. Bu sebeple şeytanda biziz melekte biziz. ‘’güneş buzdan evimi yıktı koca buzlar düştü putların boyunları kırıldı İbrâhîm güneşi evime sokan kim?’’ Güneş tevhidi, vahdeti, ilahi nuru temsil eder. Koca buzlar, putlardır. Fani her şey Tanrı karşısında yok olmaya mahkumdur. Tanrı karşısında putların boyunları kırılır, buzdan evler yıkılır. Güneş içindeki buzları eritmiş ve içteki bütün kötü sesleri sükûta kavuşturmuştur. Şair yine Hz. İbrahim’e ‘’güneşi evime sokan kim?’’ diye soruyor. Bu soru aslında lûtfu veren kim sorusuyla eşdeğerdir. Çünkü bu soru kişinin Tanrı tarafından unutulmadığının ve o putların er ya da geç yıkılacağının göstergesidir. Asaf Halet’in bütün şiirlerinde bir arayış felsefesi hakimdir. Bu şiirler yolda olan ve yolda olmaktan keyif alan şiirlerdir. Mechule yazılan şiirler gibi aramaya muhtaç bırakır. O sebeple şair ‘’kim?’’ sorusuna vurgu yapar. Sorulan soru bizi sorgulamaya ve düşünmeye sevk etmelidir. ‘’asma bahçelerinde dolaşan güzelleri buhtunnasır put yaptı ben ki zamansız bahçeleri kucakladım güzeller bende kaldı İbrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim?’’ ‘’Buhtunnasır, Milâttan önce 605-562 yılları arasında hüküm süren, Yahuda Devleti’ni ortadan kaldırarak Kudüs’ü ve Süleyman Mâbedi’ni yakıp yıkan Bâbil kralı.’’ Unuttuğu bir rüya yüzünden yüzlerce insanın kellesini kestirecek kadar canidir. Bilinen ilk Yahudi soykırımı da kendisine aittir. 43 yıl boyunca tüm dünyaya hükmetmiştir. Doğuda ve batıda kendisine karşı çıkacak kimseyi bırakmamış ve böylece Tanrılığını ilan etmiştir. Hikayenin sonunda aklını kaybederek öldüğü bilinir. Tarihte yalancı cennet kuran birçok isim vardır (Hasan Sabbah gibi). Bunlardan biri de Buhtunnasır’dır. Şair burada Buhtunnasır’a telmih yapıyor. Insanlar kaybolmaya mahkum hiçbir ebediyeti olmayan evler yapıyorlar, mallar mülkler ediniyorlar, güzelleri putlaştırıyorlar. Fakat bütün bunlar ne kadar güzel olursa olsun güneş karşısında eriyen buz gibi kaybolmaya mahkum oluyorlar. Şair telmih yoluyla bu beyhude çabayı anlatıyor. Yok olmaya mahkum bir dünya için niçin bu çaba, niçin bu dövünme diye insanın kendisini sorgulatma yoluna gidiyor. Buhtunnasır hikayenin sonunda deliriyor. Yani onun o şeytani ahlı dahî yok olmaya mahkum oluyor. Bizi dünyalık adına uğraş verip meydana getirdiğimiz her şey bırakıyor. Şiirin sonunda hayret makamında ‘’İbrahim, gönlümü put sanıp kıran kim?’’ diye soruyor. Bu soru her iki manada da yorumlanabilir. Beşeri ya da ilahi aşk olarak yorumlanabilir. Aslında şair burada kırılan gönlünün tamirini istiyor ve bunu yine Hz. İbrahim’e seslenerek yapıyor. Asaf Hâlet Çelebi
Bütün ŞiirleriAsaf Hâlet Çelebi · Everest Yayınları · 20252,055 okunma
·
150 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.