Eşimle bir kitapçıda gezinirken bir ara bir fotoğraf çekildik ve tasadüfi bir şekilde kadraja Dorian Gray'in Portresi kitabının girmiş olduğunu fark ettik. Eşim de '' bizim mi Dorian Gray'in portresi mi? :) '' diye yazıp sosyal medyasında bu fotoğrafı paylaşmıştı. Kitaba dair ilk anım bu oldu. Şimdiyse yeni bir anıyla ilişkimizi iyice kuvvetlendirdik. Çünkü oldukça etkileyici bir kitap. Asla, asla sıradan değil.
Kısaca kitabın içeriğine değinirsek üç ana karakter var. Güzeller güzeli deyim yerindeyse melek yüzlü Dorian Gray. Onun resmini yapan ve neredeyse Dorian'a aşık olan -ki belki de öyledir- iyi kalpli Basil Hallward ve Basil Hallward'ın arkadaşı ve saf Dorian'nı aforizmalarıyla uçurumlara sürükleyen züppe Lord Henry.
Basil, Dorian'ı taparcasına beğenir, onun sanatını doruk noktasına çıkaran, sanatına yön verecek yüze sahip olan Dorian'dır. Bu durum Basil'in yüreğine öylesine bir heyecan eker ki tüm tutkusuyla ve kendisinden çok şey katarak bir portre ortaya çıkarır ve bu portre diğer tüm tablolardan farklı bir özelliğe sahip olur! Yoksa bu özelliğe sahip olmasına Dorian'nın lanetli duası mı sebep vermiştir? Lord Henry, Dorian'a, sahip olunacak en değerli şeyin güzellik olduğunu ve Dorian'nın buna sahip olduğunu söyler ama ne yazık ki güzellik de geçicidir kalıcı olacak olansa bu tablodur. Dorian'nın yüzünde çizgiler olsa da saçlarına aklar düşse de bu tablo hep gençliğin ve güzelliğin etkisiyle ışıldayacaktır. Bu cümleler Dorian'ı yeis içerisinde bırakır ve o an '' Tanrım keşke ben hep genç kalsam da o tablo yaşlansa '' diye bir yakarışta bulunur. Bu mudur tablonun dolasıyla Dorian'nın hayatını alt-üst eden bilinmez.
Doiran gençlik ve güzelliğin verdiği enerji ve heyecanla ve Lord Henry'nin hazza dair söylemlerinin etkisiyle arzularının peşinde koşup neredeyse işlemediği bir günah bırakmaz. Her yaralayıcı eylemden sonra aynada melek yüzlü bir Dorian olsa da tablo, ruhu şeytana satılmış bir Dorian'ı resmediyor gibi görünür. Vicdan derin bir uykuda olsa da elbet bir gün uyanır ve ne kadar uyudu ise o kadar öfkeli olarak karşımıza dikilmeyi de bilir. Elbet hesap sorar vicdan. er yada geç ama muhakkak!
Bu kitap hakkında çok uzun yazılar yazabilirim. Çünkü hangi köşesinden tutsam kayboluyorum içinde. İyiliği öğütleyen Basil iken hatta son anlarında ''birlikte dua edelim Dorian, hiçbir şey için geç değildir'' demesine rağmen Dorian'nın Basil'i öldürmesi ve tüm safsataları ile aklını esir alan Lord Henry'nin kılının bile zarar görmemesinin adaletsizliğinden dem vurabilirim mesela. Neden Dorian, neden!
Yada Lord Henry'nin söylemlerinden herkesin tiksinmesi gerekirken her davette görülmek istenen yüzün yine Henry olması; iyinin sıkıcı, kötünün çekici gelmesi, insanların ikiyüzlülüğünden ve kokuşmuşluğundan başka nedir ki?
İşte roman bu olmalı. İnsanın yüreğinin resmedilmesi, gerçeklerin, duyguların, izlenimlerin, eleştirilerin, hayallerin, hayal kırıklıklarının kısacası söylenmek istenen çok şeyin kurguya yedirilmesi. Bir yandan uyutan bir yandan uyandıran masalımsı bir manifesto.