Son dönemde "Fatih" ile ilgili ne kadar kaynak varsa okudum herhalde. Sanırım yıllar önce Nedim Gürseli'in "Boğazkesen" i damağımda güzel bir tat bırakmış olsa gerek ki, hiç farkında olmadan elim raflarda "çağ değiştiren padişaha" gidiyor. Bu yıl içinde okuduğum Ahmet Ümit'in "Sultanı Öldürmek", İskender Pala'nın "İtiraf" romanı sonrası Netflix deki dizi derken şimdi de Beyazıt Akman'dan "Dünyanın İlk Günü". Aslında İstanbulun Fethi gerçekten belkide tarihimizin en altın sayfası ve büyük zorluklardan sonra kazanılmış bir zafer. Bu konu ile ilgili her okuduğunuz romanda veya dizi de farklı bir şeyler görüyorsunuz. "Dünyanın İlk Günü" okuması zor olmayan bir roman, kesinlikle sıkmıyor, boğmuyor. Daha çok Feth'in öncesine odaklanıyor, yani 600 sayfa savaş tasvirleri ile geçmiyor. O dönemde hem Doğu Roma İmparatorluğunu hem de başkenti Edirne olan Osmanlı yı anlatıyor ve süreçteki politik ilişkilere değiniyor. Bunu yaparken de bazı bölümlerde anlatıcının Venedikli bir sanatçı olması anlatımı daha da güzel kılıyor. Özellikle devlet Osmanlı Devlet yönetimi ve Yeniçerilerle ilgili detaylar özel bir araştırmanın ürünü. Venediklinin kültür ve din farklılıkları üzerindeki değerlendirmeleri ilginçti. Tabi ki aralara serpiştirilen aşk hikayeleride romanların olmazsa olmazı oluyor. İki hafta önce izlediğim Netflix dizisinde ise daha çok kuşatma bölümü sonrası, kuşatmanın öncesini de buradan görmek güzel oldu. Doğrusu her ikisi de uyum içindeydi. Bu kitapta yapılan bir yoruma Fatih'in yaptıklarını düşündükten sonra katılmamak elde değil. "Eğer Koca Türk 10 yıl daha yaşasaydı, dünyanın seyri kesinlikle daha farklı olurdu".