Gönderi

7/10
·520 syf.··
2020 7. kitabı
·
55 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2020 15:44
*Bu inceleme kitap hakkında spoiler içerir* Alıcılarının ayarıyla oynama lütfen sevgili okur. Evet doğru görüyorsun bu kitabı tam 55 günde bitirdim. Bu konuda, elimde masaya fırlatabileceğim güzel bahanelerim de mevcut. Konsantrasyon katili pandemi sürecinde olmamız, hiç ölmeyecekmişiz gibi ödevler veren hocalara sahip olmam ve yer yer tembelliği tercih etmem bahanelerim arasında. Ama hırsızın hiç mi suçu yok? Kitabın tümü için söylenemese de belli bir kısma kadar akıcı olmadığını düşünüyorum. Martin Eden' i henüz çözemediğim ve Ruth'a olan aşkının tasvirlerini içeren bölümler bunlar. Martin Ruth'tan öyle bir bahsetti ki okurken "Abart abart biraz daha abart!" diye serzenişlerde bulundum kaç kere. Bunlar tamamen şahsi düşüncelerim. Bu soluk tenli kadına karşı kullanılan benzetmeler, yapılan tanımlar oldukça bayağı geldi bana. Zaten kitabı okumaya uzun aralar verdiğim zamanlar bu bölümleri içeren kitabın ilk-orta kısımlarına kadardı. Kitabın eşik çizgisi olarak değerlendirdiğim bu bölüme kadar gelip yarım bırakmazsanız devamından haz alacağınıza eminim. Kitap hakkında yapılan neredeyse tüm 1K incelemelerini okudum, ekşi sözlük yorumlarına göz attım ve videolar izledim. Bundan destek alarak söyleyebilirim ki Martin Eden karakteri büyük çoğunluk tarafından oldukça sevilmiş. Hatta o kadar sevilmiş ki çok nadir olumsuz eleştirilerde bulunulmuş. Ruth da tam tersine yerden yere vurulmuş. Martin'e aşık olduğunu söyleyip Ruth'a hakaret eden bir yorum bile vardı. İlginçti. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Martin Eden kocaman bir kalbe sahip iyi bir insandır. Ama neden kusurlarından bahsetmiyoruz? Yaptığım incelemenin bu yönüyle diğerlerinden farklı olacağına inanıyorum. Martin Ruth'a ilk görüşte aşık oldu. Onu o kadar kusursuzlaştırdı ki ilahi bir varlık izlenimi oluşturdu bizde. Fakat Ruth'u tanımıyordu. Aşık olduğu bedenin içine idealize ettiği ruhu koymuştu. Gerçek Ruth ise hepimiz gibi kusurlarla doluydu. Bunu çok geç fark etti Martin. Ruth'a ulaşabilmek için insan üstü bir azimle çalıştı, okudu. Hatta ben onu okumayı bırakıp uyumaya gittim ama Martin Eden uyumaya gitmedi, yine okudu. Sonra yazdı. Güzel de yazdı. Yiyecek yemeği yoktu belki ama yaratıcı zekasını, hayal gücünü Ruth'a duyduğu aşk ile besliyordu. Kitapta da devamlı söylendiği gibi doğası gereği sevgiye aç bir insandı ve Ruth'un aşkı onu doyuruyordu. Ama aşk dışsal kaynaklı bir güç oldu Martin için. Ruth onu terk edince geri kalan her şey de onu terk etti. Hep istediği o ünlü yazarlık mertebesine ulaşmıştı ama artık bunun ne önemi vardı ki? Artık hiçbir şeyin önemi yoktu. Önce depresyonun karanlık sularına daldı, son olarak da okyanusun serin sularına... Ben o çok güçlü, her zerresinden hayat enerjisi fışkıran Martin Eden karakterinin çareyi ölümde bulmasını kabullenemiyorum. Kitap boyunca her şeyden önce azmiyle tebrik ettim onu. Eserleri için bu kadar azimli davranan bir insan neden aynı hırsı yaşama tutunmak için göstermez ki? Doktorların imrendiği kadar sağlıklı bir bedenle ağır işlerde çalışmak Martin için kolaydı. Aşk gibi güçlü bir enerji kaynağı varken zihinsel gücünü kullanarak üretmek de Martin için kolaydı. Peki ya artık aşk olmazsa? O dayanıklı Martin bunu kaybedince elinde hiçbir güç kaynağı kalmadı. Kendi kendine güç veremedi. Ve büyük bir hasretle ölüme sarıldı. Aslında tek isteğinin anlaşılmak olduğunu görüyorum özellikle kitabın sonlarına yakın. İnsanlar onu seviyor ama onu anlıyor mu? Yazdığı kelimelerin fısıltılarını işitiyor mu? Hayır, sadece moda bu olduğu için onu seviyorlardı o kadar. Onu Martin olduğu için seven kişilerle ise arasında çoktan derin uçurumlar oluşmuştu. Ruth gitti, halinden anlayan tek dostu Brissenden gitti. Martin ise yalnızlığın, anlaşılmamanın ızdırabına dayanamadı ve o da gitti. Ona karşı en büyük sitemim budur: Çok güçlü Martinimiz zaman içinde bunun da üstesinden gelemez miydi? Hayatının iplerini yeniden eline alıp kendine yeni bir yol çizemez miydi? Ölüyü diriltemez miydi? Ruth'u eleştirenleri de eleştirmek istiyorum. Evet kesinlikle Martin'in gösterdiği cesareti göstermedi. Ama ondan bu kadar büyük bir cesaret beklenmesi de yanlış olur. Bir karakter doğduğundan beri hayatın tüm cefasını çekmiş, her yüzünü görmüş biri. Öbür karakter ise el bebek gül bebek yetiştirilmiş, gerçek hayat hakkında zerre fikri olmayan bir kutu bebek. Ruth'un ailesine karşı yaptığı direniş zayıf gözükse de onu kendi kapasitesi içinde değerlendirirsek hiç de zayıf değildir. Ayrıca onun bildiği hayata göre Martin'e kavuşmanın yolu onunla evlenmektir. Bunun yolu da Martin'in düzenli bir gelir sağlayan bir işte çalışması. Ruth, gelirini kendi istediği yoldan kazanması için üzerinde büyük baskı oluşturan ailesine, sosyal çevresine rağmen dayanabildiği kadar Martin'i savundu. Ama içine doğduğu hayat ona bu kadar bir kapasite vermişti ve aşkın gücünün de sınırları vardı. Bu yüzden onu terk etti. Ayrıca Martin'in eserleri gerçek edebi değer taşımasına rağmen bunun fark edilmesi ve değerinin anlaşılması tamamen şanstı. Hiç keşfedilmeyebilirdi de. Bu noktada Martin Ruth'a verdiği başarılı olma sözünü tutamayabilirdi de. Keşfedilmesi düşük olasılıklı bir ihtimaldi ve belki de Ruth bunun farkında olarak gerçekçi davranıyordu. Sonuçta kokuşmuş yayın dünyasının asıl yüzünü Martin bile çok sonradan fark etmişti. Her ne kadar otobiyografik bir roman olsa da Martin'e olan kızgınlıklarımın Jack London'la hiçbir ilgisinin bulunmadığını söylemek isterim. O bu romanı yazarken kendinden yola çıkmış ama sonunda kanlı canlı nefes alan bir Martin yaratmış. Ayrıca gerek felsefi gerek ideolojik alandaki düşünceleriyle kitabını zenginleştirip okuyucunun ufkunu genişletmiş.Jack London okudum, okuyorum ve okumaya da devam edeceğim. Moda olduğu için de değil, yazarımızın içi rahat olsun. Buraya kadar okuyan (olduysa) herkese teşekkür ederim. Ayrıca Martin'in yaptığı seçimler konusunda farklı görüşlere memnuniyetle açık olduğumu belirtmek isterim. İyi okumalar!
Martin EdenJack London · İndigo Kitap · 2018134,8bin okunma
·
19 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.