Puan vermedi·80 syf.····Okunma: 20 Mayıs 2020 03:57 “Bizim artık annelerimiz ve büyükannelerimiz gibi düşünmediğimiz içlerinden birinin bile aklına geliyor mu sanıyorsun? ‘Efendim aşağı, efendim yukarı’ diye etraflarında dört dönüp duran kadınlardan değil de artık kendi kendimizin efendisi olduğumuzun, kısacası eski kölece anlayışları rafa kaldırdığımızın farkındalar mı sence?”
Lou Andreas-Salome, birçoğumuzun bildiği gibi ünlü filozofların, şairlerin, döneminin entelektüellerinin hayatlarında önemli bir yere sahip olan bir kadın. Ancak, Salome’den sadece o entelektüellerin hayatında olan bir kadın olarak bahsetmek kanımca kendisine yapılacak en büyük haksızlık olacaktır. Salome, kendi potansiyelini gerçekleştirmek için kalıpları yıkan, kendi özgürlüğüne kavuşan güçlü bir kadın. Özgürce, dolu dolu yaşamış, doyumu ise entelektüel merakının peşinde aramış.
“Arayışlar”, Salome’nin okuduğum ilk kitabıydı. Bir solukta bitirilebilecek bir kitap, hatta bir öykü demek de yanlış olmaz sanıyorum. Kitabın başrolü olan Dina’nın Salome’nin kendi kişiliğinin bir yansıması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kitabı edebi olarak çok başarılı bulmadım, ancak anlatmak istedikleri bakımından çok değerli olduğunu düşünüyorum.
*Sevgili okuyucular, buradan sonrası spoiler içerebilir*
Kitabın ana karakteri Dina isimli bir genç kadındır. Babasının ölümünün ardından annesi ile yaşamaya devam eder. Yaşadıkları küçük bölgede, Dina adını hep iftiharla duyduğu kuzeni Dr. Frensdorff’a aşık olur. Nişanlanırlar, ancak Doktor, Dina’yı kendi arzularına göre şekillendirme çabaları boşa çıkınca nişanı atar. Dina Paris’e taşınır, 6 yıl sonra eve ziyarete döndüğünde ise Doktor’u onu beklerken bulur.
Dina, gençliğinde kayıtsız şartsız aşık olduğu ve kendisine aşık olan işkolik Doktor Frensdorff ile küçük bir yerleşim yerinde, sanattan uzak ve Doktor’un istediği gibi yaşayan birisi mi olacaktır, yoksa hayatının yolunu kendi istediği gibi çizen, Paris’te bir atölyeye sahip olan bir ressam, özgür bir kadın mı?
Aşkının boyunduruğu altında, yazarın kendi deyimiyle “dümdüz yeşil çayırlar ve kır şiirine uyan bir doğa” terazinin bir yanında, uçurum ve baş dönmesi ise terazinin diğer yanındaydı.
“Ve içimde, uçurum ya da tehlikeye benzemeyen her şeye karşı bir özlem ve düş kırıklığı, bir isteksizlik uyandı” diye anlatır kendini Dina, yani Salome. Paris’e taşınmasından 6 yıl sonra ziyaret için eve döndüğünde, eski nişanlısı Dr. Frensdorff’un tekrar birlikte olma teklifini reddeder, zaten eve döndüğünden beri yaşamın ve gerçekliğin şiddeti onu tehdit etmektedir.
Dina hissettiklerini şu şekilde ifade ediyor: “Yine de yaşamım boyunca asla, beni dize gelmeye zorlayacak veya Benno’nun az önce farkına varmadan denediği gibi, benzer bir biçimde birey oluşumu ayaklar altına almaya kalkacak bir erkeğin sevgisini taşımazdım.”
Dina kendi yolunu kendisi çizmeyi seçti. Salome de hayatını özgür ve dolu dolu yaşadı. Kendi yolunu çizmek isteyen tüm kadınlara ilham olması dileğimle.
20.05.20