Üstad okul sıralarında başlayan sevdasına sadık kalarak hiç evlenmemiştir...Hikayesi ise şöyledir ;
Sezai Karakoç üniversitede bir okul arkadaşına sevdalanır. Kendisine bir türlü güvenemeyen Karakoç, arkadaşı Muazzez’e açılamaz. Bir gün cesaretini toplar ve karşısına çıkar; fakat reddedilince çok üzülür. Okullar tatil olunca Muazzez Hanım Geyve´de yazlıkta kalmaya başlar. Sezai Karakoç ise tam karşısındaki yazlığın bahçesinde bahçıvan olarak işe başlar ve her gün karşılıksız sevgi duyduğu sevgilisini seyreder. Ona şiirler yazar; ‘Mona Roza’ ‘Tek Gül’ anlamına gelen şiiridir.
Yıl sonu gelir ve okul biter; mezuniyet töreni yapılır. Mezuniyet törenindeyse Sezai Karakoç Muazzez Akkaya’nın tam karşısında Mona Roza şiirini okur. Şiiri bittikten sonra bir alkış tufanı kopar. Herkes bir daha okuması için ısrar eder; Sezai Karakoç bu şiiri art arda tam üç kez okur. Muazzez Hanım ise bu büyük aşka saygı duyduğunu söylemesine rağmen yine de karşılık vermez. Sezai Karakoç bu karşılıksız aşka rağmen kimseyle evlenmez...
İşte böyle... Kitabın içerisinde üstadın Monna Rosa adlı şiiriyle beraber 9 şiir daha bulunmakta. Monna Rosa anlayana çok şey anlatıyor diye düşünüyorum... Bir de ‘ Yağmur Duası ‘ şiiri... Bu iki şiirin yeri çok ayrı bende...
Ve şairler... Ne büyük insanlar. Aşık olmayan birine bile aşk acısını tattıranlar... Vay kelimelerin gücüne.
Ben çok severek okudum,tavsiye ediyorum.