Gönderi

Ölmek bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2020 64. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2020 22:38
Okuduğum diğer kitaplara hiç benzemeyen, kendine has bir anlatım tarzı olan Adam Strand’ın Otuz Dokuz Ölümü’nü bitirmiş bulunmaktayım. Öncelikle sizlerle Adam Strand’ı tanıyalım: Adam Strand 17 yaşında olmasına rağmen defalarca intiharı denemiş, ama her seferinde yatağında uyanmış bir genç. Strand, köprüleri oldukça seviyor, nehirler adeta onu çekiyor ve kollarını açmış bir melek gibi görmesini sağlıyor. Hattâ bir alıntıyla örnek verelim: “Sanki köprüden düşen birini tutmak için kollarını açmış bekliyor. Kolları yıllardır hâlâ boş sonuçta.” (sf.12) Bakmayın onun kendisini defalarca öldürmeye çalışmasına, Strand’ın yoğun bir şekilde yaşadığı bir duygu yok, hattâ âşık olup olmadığından bile emin değil. Onun teşebbüslerinin sebebi duygulardan ziyade anlamsızlık. Onun için yaşamak pek de değerli gözükmüyor. Kendisi büyümek, şişmanlamak ve birine muhtaç kalmak istemiyor; yaşamaktan umudunu kesmek istemiyor. İşte tam da bu yüzde, yaşamayı sevdiği en güzel zamanlarında kendisini öldürmek istiyor. Oldukça farklı bir düşünce… Strand’ın kendini öldürme teşebbüslerini salt olarak göremiyorum, bir metafor seziyorum sanki. Birçoğumuz kimi zaman ölümün eşiğine geliyoruz; gerek duygusal anlamda gerekse varoluşsal sancılar eşliğinde yaşamanın değerini sorguluyoruz. Bu dakikalar bizim için zamanın durduğu, yaşamın ağırlaştığı dakikalar oluyor. Yani bir nevi yaşamdan kopma, düşüncelere bağlı kalma ile birlikte zihni ölümümüzü veya zihni intiharımızı gerçekleştiriyoruz. Ama zaman bir şekilde ilerliyor, bitmez sanılan gecelerin, uykuların ardından yeni bir güne tekrardan ‘doğuyoruz’. Yanımızda tazelenmiş düşüncelerimiz veya arkadaşlarımız veya sevdiklerimiz bekliyor oluyor. Kısır bir döngüye giriyoruz hattâ; Strand otuz dokuz kere ölüyor, fakat bizim ölümlerimizin herhangi bir sayısı yok. Yazarın otuz dokuz sayısını da bir nevi sonsuzlukla sembolize ettiğini düşünüyorum çünkü kitapta bununla ilgili hiçbir gizem veya açıklama bulunmuyor. Gelelim Strand’ın çevresine: Ailesi intihar teşebbüslerine o kadar alışmış ki, artık umursamamaya başlar. Ailesinin düşünceleri ve duyguları kendilerine zarar geldiği noktada kabarmaya başlar hâle gelir. Bir nevi alışılmış çaresizlik diyebiliriz. Yazarımız Galloway gerçek anlamda intiharı epey araştırmış bir kişi olduğunu görüyoruz. Kitap her ne kadar kurgu olsa da intihar hakkında geniş çaplı bilgilere de rastlıyoruz. Hattâ intihar eden ünlü müzisyenlerin, oyuncuların, filozofların, sporcuların gibi gibi kişilerin nasıl intihar ettiğini, kaç yaşında intihar ettiğini bir tablo hâlinde görüyoruz. Yılda, günde kaç kişinin intihar ettiği bile araştırılmış. Bunun yanında intihar türlerini (aşırı doz ilaç, yanıcı madde, toksik madde, silah vb.) ele alarak bu yollarla gerçekleştirilmeye çalışılan intiharın başarısızlığı durumda kişilerin ne gibi sonuçlarla karşılaşacağı da tek tek ifade edilmiş. Bunu şu başlıkta toplayabiliriz: “Bütün intihar metotları, eğer işler yanlış giderse ciddi ve kalıcı ağrı ve hasar verme riski taşır.” Bu kitap intiharı özendiriyor mu peki? Bence hayır. Yazarımız da bunun düşünebileceğini fark etmiş olmalı ki karakterimizin gözünden şöyle bir yorumu okuyoruz: “Birisi gerçekten kendini öldürmek istiyorsa, aradığı ilhamı istediği yerden alabileceğini söylemek istedim: şarkılardan, televizyondan, internetten, gökyüzündeki bulutlardan, sokaktaki yağan yağmurdan, nehirden, hangisi olursa.” (sf.221) Ayrıca ekliyor: “Başkalarının yaptıklarını kontrol edemem; sadece yapmış olduğum şeylerden sorumluyum.” (sf.220) Kitabımız birey üzerinden gitmektedir. Olaylar veya betimlemeler çok fazla önem taşımıyor, hattâ sizi sarsmaya çalışacak olaylar silsilesi de görmüyoruz (karakterimiz duygularına pek az önem veriyor demiştik). Her şey sıradan, tıpkı yaşamak gibi ölmek de karakterimiz için sıradan bir durum, nasılsa tekrardan doğacağının bilincinde ve bundan dolayı biraz da pişmanlık duyuyor. Camus, Kafka gibi intiharla, karamsarlıkla (!) iç içe geçmiş yazarlarımız da Galloway için besin kaynağı olarak görülüyor. Hattâ Camus’nün ‘Sisifos’u mutlu olarak düşünmek gerekir’ düşüncesine de biraz eleştiri getirmektedir :) Kitap, daha önce okuduğum kitaplara benzememesi itibariyle oldukça keyifli bir okuma sürecini bana sunmuş oldu. Yer altı edebiyatının yoğun atmosferini hissetmemiş olmam da okuma serüvenimin verimli geçmesini sağladı diyebilirim. Keyifli okumalar diliyorum :)
Edebiyat
Adam Strand'ın Otuz Dokuz ÖlümüGregory Galloway · Ayrıntı Yayınları · 2015234 okunma
·
393 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.