10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2020 5. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mart 2020 22:43
‘’Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe siz birr’e eremezsiniz, mamafih her ne infak eylerseniz Allah onu bilir.’’ Sevdiği şeylerden vazgeçen Süheyla’nın hikayesi, günümüz Müslümanlığının hayat algısına bir eleştiridir. Ezan sesi, aslında her gün duyduğumuz ama hayat telaşında kimsenin kulağına çalınmaz olmuşken; Süheyla’nın kulağında çınlar ‘’Hayyaalelfelah ne demek?’’ Süheyla tokalı saçları ve makyajı ile hayat telaşındayken ona bu sesi işittiren şey içindeki yoksulluğu fark etmesidir. Engin ile ayrıldıktan sonra içinde oluşan bu yoksulluğun sonraları bir vazgeçiş, Enginlerden kaçış olduğunun farkına varır. ‘’Yoksul olduğunu düşünüyorsun. Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. İçindeki yoksulluğu hissediyor musun? İşte senin için en hayırlı vakit.’’ Yaşamayı; bir koca, bir kat, bir de araba sahibi olmak olarak gören ’Müslümanların’ dünyasında ‘’Öğrenip, öğrendiği; inanıp inandığı ile amel etmekti arzusu’’ Fakat etrafı ‘Enginlerle’ doluyken başka bir dünyanın olup olmadığını sorgular ama cevap yakındadır: ‘’Bir başka Süheyla, bir başka dünyadır.’’ İnancımıza göre yaşamak için kendimizden başka bir şeye ihtiyacımız olmadığını yüzümüze vurur Süheyla’nın iç sesi. Mustafa Kutlu’nun hikayelerinde gördüğümüz geleneğe, özüne yabancılaşma burada, karakterin modern zamana yabancılaşıp; inancına uygun şekilde yaşaması şeklinde gerçekleşir. Süheyla’nın, değişiminden sonra onu yolda görenlerin ‘’Ne bu hal?’’ demelerine karşılık ‘’Müslüman oldum!’’ cevabını vermesi; ‘’Hepimiz Müslümanız Allahımıza şükür.’’ diyenlere yabancılaşmasıdır. Aynı kişiler onu deva bulmaz bir hastalığa tutulmuş olarak gören kişilerdir. Süheyla, işten çıkmasına karşı annesinin ‘’Nasıl geçineceğiz’’ sorusuna; ‘’Peki namazımı nasıl kılacağım?’’ diye cevaplamıştı. Oysa ona namazı yakıştıramayan annesi namaz kılan kuran okuyan bir kadındı. Süheyla bu inanç ve fikir arasındaki boşluğa savaş açmıştı. Ve her geçen gün bu boşluğa sebep olan şeyleri hayatından uzaklaştırıyordu. Kendi deyimiyle: ‘’Hayatım her gün kazandığım yalnızlıklarla zenginleşiyor.’’ Bu bazen bir saç tokası bile olabiliyordu ‘’İşte bu küçük eşyanın beni yalnız bıraktığı gün. Onun benden, benim ondan kurtulduğum gün, böylesine miniminnacık bir yalnızlık daha edinmiş oldum. Kim bilir daha nice saç tokaları, nice el-kol çantaları çöreklenmiş yatıyor içimde.’’ Eşya ile olan ilişkimiz hayata bakış açımızı belirler. Modern zamanın çıkmazlarından olan kapitalizm, eşyayı yalnızca bir tüketim aracı haline getirerek onun içimizde kapladığı alanı hatırlamamızı engeller. Bu çarktan kurtulup onunla farklı bir ilişki kurmamız için ise Müslümanca bir bakış açısına ihtiyacımız var. Hepimizin ise içindeki saç tokaları farklı. Diğer üzerinde durmamız gereken karakter ise Engin’dir. Engin bin bir türlü zorlukla çocukluğunu geçirmiş, hayallerini gerçekleştirmek için çalışıp para ve makam kazanmaya çabalamıştır. Bunu başarmıştır da ama maddi zenginliğin yanında yaşadığı manevi yoksulluk peşini bırakmaz. Süheyla ile tekrar görüşme isteğine Süheyla’nın verdiği red cevabıyla iyice arada kalır ve hayatı sorgulamaya başlar. Kutlu hikayelerinde sıkça gördüğümüz, inançları ile modern hayat arasında kalmış insan tipinin içinde kıvılcım çakmasına sebep olan bazı unsurlar vardır. Süheyla’nın Engin’e ‘’Harama batmamış bir beldeye hicret edelim.’’ demesi, bu kıvılcımları çakar. Kitabın sonunda Hz. Rümeysa’nın Ebu Talha ile Müslüman olması şartı ile evlenmesinin anlatılması manidardır. Rümeysa parlak bir yıldız ismidir. Süheyla ise ‘’yumuşak huylu kadın’’. Ve yıldızlar insanlara yol gösterir. Ve yumuşak huylu bir kadın bir adamı hicret ettirir. ‘’Gökyüzüne bakarken Engin. Bir yıldız kayıyor. Hep böyle olur. İnsanlar gökyüzüne bakar ve bir yıldız kayar. Aslında bundan daha tabii ne olabilir? Bir yıldızın kayışını görmek bile kâfi değil midir...?’’
Yoksulluk İçimizdeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202112,9bin okunma
·
117 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.