Cengiz Aytmatov bu eserinde Kırgız Türklerinin sözlü kültüründen (Efsane, şarkı, türkü, atasözü) çok geniş bir sekilde yararlanmıştır. Maral Ana Efsanesi eserin kilit noktasını oluşturur. Maral dişi bir geyik türüdür. Efsanede Türk Mitolojisinin de en önemli motiflerinden biri olan geyik üzerinde durulmuştur. Geyik Türk mitolojisinde bazı noktalarda çocuk ile de ilişkilendirilir.Eserin 157. sayfasında dönemin Rus yöneticilerine karşı dolaylı yoldan atıf yapılmaktadır. Bu atıfta Kırgız sözlü kültürüne karşı uygulanan sansür ve yasaklardan bahsedilmiştir. Eserin sonunda çocuğun ölmüş olması birçok şair ve yazar tarafından Aytmatov'un eleştirilere maruz kalmasına sebep olmuştur. Ancak yazar bu yolla bize saflığın ancak çocuklara özgü olabileceğine ve vicdani merhamete değinmeye çalışmıştır. Aytmatov küçükken babasının sürgüne gönderilmesinden dolayı ailesiyle farklı bir yere göç etmiş ve akrabaları ile beraber yaşamaya başlamıştır. Aytmatov babasından ayrı kaldığı bu köyde postacının gelişini dört gözle bekler, gelen tüm postacılara dikkatlice bakardı(Şafak Sancısı kitabında hayatına dair coğu seyden bahsetmiştir). Acaba babam bir mektup yollamış mı diye. Aslında bu eserdeki çocuğun sürekli Beyaz Gemiye bakması babasını görme umudunu barındırması Cengiz Aytmatov'un babasından gelecek olan bir haberi beklemesi ile aynıdır. Yine eserde çocuk anne ve babasından ayrı olduğu için dedesi ve ninesiyle kalıyordu. Tıpkı Cengiz Aytmatov'un küçüklüğünü akrabalarının himayesi altında geçirdiği gibi. Kisacası eserin bazı noktalarda Aytmatov'un çocukluğunun izlerini taşıdiğını söyleyebiliriz. Ben de tüm bu yorumlardan sonra siz kitap severlerle tıpkı Aytmatov'un o çocuğa seslendiği gibi seslenmek istiyorum. Bir balık gibi yüz çocuk, bir balık gibi... Ve sonra de ki: "Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!"