7/10
·158 syf.··
2020 14. kitabı
Hindistan'a ve Çin'e ulaşımı kolaylaştıracak yeni bir ticaret yolu bulma umuduyla denizciler yepyeni bir anakara ile karşılaşır. Aşılmaz denilen denizler aşılmış ve yepyeni bir dünya Avrupanın hizmetine sunulmuştur. Artık dünyanın tüm gizemleri aydınlatılacak, yeni bitki ve hayvanlar keşfedilecek, farklı kültürler incelenecek, deniz aşırı ticaret hiç olmadığı kadar rahat olacaktır. Madalyonun Avrupa tarafında durum budur. Bir de öbür tarafına bakalım. Umudun acıya dönüştüğü yere. Yerli halklar köleleştirilmiş, kültürleri, dinleri yok sayılmış, kaynakları yağmalanmıştır. Sömürgecilik dönemine girmiş bulunuyoruz artık. Avrupa ülkeleri hızla zenginleşir. Avrupalı halklar koloniler halinde yeni topraklara yerleşir. Yerli halklar hristiyanlaştırılır, sömürgecilerin dillerini konuşmaya zorlanır, köleleştirilir. Avrupalıların vicdanları rahattır ama. Ne demişti Aristo; "Barbarları medenileştirmek için gerekirse zor kullanılmalıdır." Darwin ne demişti peki; "Evrim". Avrupalılar bu tezlere dayandı ve dediler ki; Biz geliştik ve homo sapiens olarak en üst basamağa çıktık artık, sıra buranın vahşi halklarında. Alt basamakları hızla tırmanmaları lazım. Onlara evrim süreçlerinde yardım etmeli ve bizim gibi medeni olmalarını öğretmeliyiz. Bir efendi-köle ilişkisi oturttular ve yıllarca bunu sürdürdüler. 1909 ve 1969 yılları arasında "Beyaz ırkın değerlerine" göre yetiştirmek için Avustralyalı kamu kurumları ve kilise görevlileri tarafından onbinlerce yerli çocuk ailelerinden koparıldı. Bunun ardında "düşük ırkın" ancak bu şekilde yok olmaktan kurtarılacağı düşüncesi yatıyordu. Her yıl Avustralya'da 26 Mayıs'ta resmi özelliği olmayan Ulusal Özür Günü ve Uzlaşma Haftası kutlanıyor. Amaç bu çocukların ailelerinden zorla alınmasını hatırlamak ve hatırlatmak. İşte bu çocuklardan üçünün hikayesi anlatılıyor kitapta. 1931 yılında geçen hikaye o günleri yaşayan bu 3 çocuk tarafından anlatılıyor. Bence hikaye oldukça çarpıcı bir hikaye. Filmi de çekilmiş ve 2002 Edinburgh Uluslararası Film Festivali en iyi film ödülünü almış. Ama ben yazar Doris Pilkington’u başarılı bulamadım. Bence iyi bir yazarın elinden muhteşem bir kitap ortaya konulabilirdi. Avrupalı istilacıların topraklarına ayak bastıklarından beri çok zor günler yaşayan yerli halkın duasıyla incelememi bitiriyorum: Seni ayakta tutmaya yetecek kadar Güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana Yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene Yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar Mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş Gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar Kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi taktir etmene Yetecek kadar kayıp diliyorum. Son Elvedayı atlatmana yetecek kadar Merhaba diliyorum.
ÇitDoris Pilkington Garimara · Nokta Kitap · 2003651 okunma
·
14 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.