Gönderi

Hiçbir şey gerçek değil, her şey mübah.
9/10
·510 syf.··
2020 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2020 21:43
İran’ın kuzey taraflarındaki Kazvin’de bulunan Elbruz Dağlarında; eteğinde Şahrud Irmağının çağıldadığı, üzerinde kartalların yuva yaptığı sarp kayalıklardan bir kale yükselir. Ulaşılmaz sağlamlıkta bu kale büyük bir alanı görebilmektedir. Kalede, Alevi Mehdi isminde bir lider hüküm sürmektedir. Ancak Alamut ismi Mehdi ile değil, 35 yıl boyunca burada yaşayan ve kaleden hiç ayrılmadan Abbasi ve Büyük Selçuklu devlet adamlarına suikastler düzenleyen Hasan Sabbah’la bütünleşmiştir. Düşünün ki, Sabbah 1124’te öldüğünde arkasında bıraktığı Alamut kalesi pek çok güçlü orduya meydan okumaya devam etmiş, konumu ve sert savunması nedeniyle asla ele geçirilememiş. 1256 yılında, kale civarına gelen Moğol komutanı Hülagü Han tarafından normal yollardan ele geçirilemeyince; o yıllarda yeni keşfedilen petrol; kalenin bulunduğu tepenin altına tüneller kazılarak ve bu tünellerin içlerinde oluşturulan petrol havuzlarının ateşe verilmesiyle patlatılarak imha edilmiş. Hasan Sabbah: Sapkın tarikat lideri, sahte peygamber, suikastçi. Adını duyduğumuzda zihnimizde ilk çağrışan kelimeler sanırım bunlara benzer şeyler. Peki neden ve nasıl gelmiş bu hale Sabbah? Bir avuç inanmış insanla koca devletleri nasıl kökünden çürütebilmiş? Gözükara suikast timlerini nasıl oluşturabilmiş? Gerçekle hayal arasında nasıl bağlantı kurup kaybettirmiş? Önce şurdan başlayalım. Hassan Sabbah’ın İran’ı ve Alamut’u seçmesi tesadüf değil. İran’ı seçmesinin nedeni, özellikle İran’daki Deylem halkının kılıç zoruyla dahi İslam dinini kabul etmemiş olması. Böylece eski geleneklerine bağlı olan halkı, sapkın inanışlarına çekmek onun için daha kolay olacaktı. Bu niyetle kendisine bu bölgenin yakınlarındaki Kazvin’de yer edinmiş ve burada bozuk inanışlarını yayarak kendisine mürid toplamaya başlamıştı. Müridlerin bir kısmı, kendi içerisinde belli kurallara sahip disiplinli eğitim kurumlarında yetiştirilirken; yıllarca emek verilerek hazırlanan gizli bahçeler farklı planlara alet edilmekteydi. Fedailerin ölüme gülümseyerek gitmesinin sebebi, Sabbah’ın o yıllarda henüz insanlar tarafından bilinmeyen haşhaşı kullanması olduğu düşünülmekte, bu yüzden Sabbah ve adamları “Haşşaşiyün” olarak anılmaktaydı. Bazı doğubilimciler ise birçok avrupa dilinde suikast anlamına gelen “Assasin” sözcüğünün aslında buradan türediğini iddia etmişlerdi. Başka bir rivayete göre ise dinin esaslarına bağlı kalanlar manasında “Esasiyun” olarak anılıyorlardı. Peki hangi dine ve hangi esasa bağlı kalıyorlardı? Açıkçası, kitabı okumaya başladığımda Hasan Sabbah zihnimde Adnan Oktar imajı çizdi. Kurulan haremler, seçilen kadın ve erkekler, verilen eğitimler, müridlerin ona bakış açısıyla Adnan Oktar’ın örnek aldığı ismin Hasan Sabbah olduğunu düşündüm. İlk sayfalarda sanki kediciklerin dünyasına girmiş gibiydim. :)) Ancak sayfalar ilerledikçe Sabbah’ın bütün sapkın düşünce sistemine rağmen oldukça zeki, yetkin, bilgili ve hayal dünyası geniş bir insan olduğunu fark ettim. Öyle ki, dile getirdiği fikirlerini duyan arkadaşları onun zırdeli olduğunu düşünseler de O, 20 yıllık bir zaman diliminde hayalini kurduğu her şeyi gerçekleştirmiş. Bu anlamda Onun, tarihin yazdığı en zeki ve orjinal şahıslardan birisi olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Hatta kitabın İngiliz çevirmeni; Hitler, Mussolini ve Stalin’in yaptıklarıyla, Sabbah’a benzediklerini ima ediyor. Kitabın yazarı Bartol tarafından ilk baskı Mussolini’ye adanmak istense de, bu talep kabul görmüyor. Sonrasında tüm diktatörlere adanma isteği de benzer şekilde geri çevriliyor. Oysa gerçekten de yığınları etkileme bakımından bahsi geçen diktatörlerin tutumu Sabbah’ınkine benziyor. Bu anlamda yıllar geçse de, çağlar ve insanlar değişse de bazı şeylerin değişmeyeceği bir de böyle anlatılıyor. Belki kuzu postundaki kurtları tanımlama konusunda böyle böyle öngörü kazanmamız sağlanıyor. Yazar bize Sabbah odağında Meryem’in, Halime’nin, Apama’nın hikayesini; İbni Tahir’in, Süleyman’ın, Yusuf’un hayallerini; ve Nizamülmülk’ün, Melikşah’ın hazin sonunu anlatıyor. Okurken istemsizce kızıyor, yadırgıyor, anlamaya çalışıyor, hak veriyoruz, her bir kahraman için ayrı ayrı üzülüyoruz. Konu ve karakterin fazlasıyla ilginç olduğunu biliyoruz. Ancak maalesef dönemle ve Sabbah’la ilgili yeterince veri olmaması bazı olayların farklı şekillerde kurgulanmasına sebep oluyor. Örneğin Sabbah’ın Nizamülmülk ve Ömer Hayyam’la dostluğu kitapta aynı medreseye dayandırılıyor. Ancak biraz araştırmayla, özellikle Nizamülmülk’le aralarında epey yaş farkı bulunduğu ve aynı medresede eğitim almalarının mümkün olmadığı öğreniyoruz. Tabi bunun bir araştırma kitabı değil roman olduğunu, her bilginin kesin doğru olmadığını, dönemle ilgili yeterince belge olmadığı için sadece Selçuklu kayıtlarından yola çıkıldığını, gerisinin de yazarın anlatım başarısı ve okuyucunun yorum gücüne kaldığını unutmamak gerekiyor. Bununla birlikte kurgudaki başarı ve anlatımdaki ustalık, birçok tarihi ve dini araştırmaya kapı aralıyor. Yazarın, Sloven kökenli bir Hristiyan olmasına rağmen İran tarihi, kültürü, dini; tarikatlar ve mezhep çatışmaları gibi konularda bu denli bilgi sahibi olması da takdiri hak ediyor. Kitap, Sabbah’ın dünyası ve düşünce sistemini etkileyici şekilde anlatırken bir taraftan da inanca değil de insana bağlanınca ortaya çıkan acıklı durumu gözler önüne seriyor. Eksik ve yanlış inancın nelere yol açabileceğini gösteriyor. Ancak bu durum, şöyle bir tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Yazar inceden eleştirmesine rağmen, kendi İslami bilgisinin yetersizliğinden dolayı tek taraflı bir inanç mücadelesini sergiliyor. Hz.Peygamber ile Sabbah’ın fikir dünyasını ve cihad anlayışını çeşitli açılardan karşılatırarak yanlış çıkarımlarda bulunuyor. Bu durum, kitabı bu haliyle okuyan ve itikadını tam manasıyla bilmeyen okuyucunun kafasında önyargıya ve hatalı yorumlara sebep olabilir. Bu anlamda dikkatli bir okuma yapılması önerimdir. Sözlerimi bitirirken bu kitabı okumama vesile olan Sâki ye teşekkürü bir borç bilirim. :)) Ben de halen okumamış olanlara tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201249,9bin okunma
··
20 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.