Necip Fazıl bu kitabı yazarken 78 yaşındadır, hapis cezasına çarptırılmış ve Çapa üniv. Hastanesine kaldırılmış. Lavaboya bile zar zor giden yazar tek kişilik oda olmadığından iki kişilik bir hastane odasında yatar ve yanındakinden o kadar rahatsız olur ki kendini işkence çekiyormuş gibi hisseder. Bu arada eşide başka bir hastanede ameliyattadır. İşte bu hastane odasında Necip Fazıl bu eseri, kendi yaşam öyküsünü yazmaya başlar ve bu kitabı bitiremez, ömrü yetmez, kitap yarım kalır. Kitabın ilk sayfalarında biraz egoistçe yazılar olduğunu düşündüm ki kendi zekasının farkında olan Necip Fazıl bunları söylemekten hiç de geri kalmıyor. Bir çok hatıra barındıran akıcı bir kitap. Zengin bir ailede doğan Necip Fazı'a dedesi aşırı düşkün, bir erkek torunu olduğu için "erkek olduğu için" her türlü önceliği, sevgiyi, ilgiyi, parayı... çok daha ön planda. Babasının ilgisizliği, annesinin ezilmesi ki annesinin ezilmesi Necip Fazıl'ın, annesine daha da sevgi bağlamasını sağlamıştır. Erkek çocuğuna yapılan ayrımlar beni her zaman üzmüştür, bu cinsiyetçi anlayışlar kızların geri planda olması... çokça şımarık olan Necip Fazıl'a dedesi daha 5 yaşındayken okuma yazma öğretmiştir. Büyüdükçe bir kaç okul degiştirmiş, yatılı gittiği okulda türlü oyunlar çevirip ayrılmak istemişse de annesi inanmamış fakat dedesi torununa kıyamayıp okuldan almış. Bu arada bir de Selma var Necip Fazıl'ın kız kardeşi. Kitapta daha 5 yaşında ölen kardeşi için bolca sevgi ve acı var.