·110 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Mayıs 2020 16:23 İlk defa 1942'de yayımlanan 1957 Nobel Edebiyat Ödüllü yazarın böyle kült bir eserini herkes kendi zihin olgunluğu ve yapısıyla değerlendirecektir,döneminin ortamını göz önünde bulundurmak şartıyla.
Sevgili okurlar, şimdi de benim süzgecimin ürünleri sunar...
Sisifos Söyleni'nin uyumsuzunu tam olarak kavrayamayıp,değerlemdiremesem de Yabancı romanı absürd insanı anlamamı,hislerinin bende yansımasını sağladı.
Kitapta Camus yola şurdan çıkar: doğduğumuzdan itibaren oluşturulmuş yaşam çerçevemize(somut,soyut toplum kurallarının tamamına denebilir) her anlamda yabancı bir kimliğin liberal toplum yapısının(?) sınırlarını ve bu yapının bu kimliğe bakışını belirlemek.
Yorumuma altyapı oluşturmak(okumayan arkadaşlar) için zannımca kitabın havasına en uygun ve en sevdiğim alıntıları buraya yerleştirememde sakınca yok gibi. :)
• "Bugün anne öldü.Belki de dün,bilmiyorum."
• "Ona,aslında kendisinin de bakımevi sakinlerinin biri olduğunu söyledim.Hayır,diye karşılık verdi.Bakımevi sakinlerinden söz ederken, "onlar" , "ötekiler" ve nadiren de olsa "ihtiyarlar" deyişine şaşırmıştım, oysa bazıları ondan daha yaşlı değildi.O hademeydi ve ötekiler üzerinde bir ölçüde yetki sahibiydi."
• "Öğlen vakti,günün bu zamanını çok severim.Akşamlardansa pek hazzetmem, tuvaletteki döner havlu bütün gün kullanıldığından tamamen ıslanmış olur çünkü."
Gereksiz sorularımla devam etmek istiyorum incelememe:
-Bir insan nasıl bu kadar kayıtsız olma aşamasına varmış olabilir?
-Kayıtsız, kuraldışı(!) bir insan böyle bir dünyada bu kadar varolabilir mi?
-Duygusal hislerden tamamen yoksun,sadece fiziksel hislerin hakim olduğu bir insan;bilinç haricinde hayvan yaşantısını ifade etmez mi?(tehlikeli sorumda, amacım merak ve iyi niyet ortak kümesinden uzaklaşmadan yanıt bulmak)
Annesinin ölümüne, evlilik teklifine, eş seçimine, Tanrı'ya kayıtsız davranan bir insanın absürd olması anlayışsızlığı getirmez.Hoşgörüsüzlüğü hiç getirmez.
Savcının "Arap"(arka planda işlenen)'ı öldürmesiyle tutuklanan yabancıyı annesinin ölümüne kayıtsızlığı temeliyle idam ettirmesi, bize durumun anlayışsal karmaşıklığının yanında kopacağımız yapının bizi hayattan koparacağını anlatır.
Canım Türkiye'min 'düşünebilirsin ama uygulayamazsın' altbelleğinin başka bir boyutu.(ne kast ettiğim anlaşılır)
Yabancıya, kitabı okurken yabancı bakan az insan olacağını tahmin ediyorum lakin yaşamımızda abes bulduklarımıza değerlendirme alanı açacağından umutlu olduğumu söyleyemem.
Aslında Meursault'un annesinin ölümünden idama gidişine kadar, duygusal hislere kapıldığını iki defa hissettim:
• İlk ateş edişinden sonra bir süre beklemesiyle dört el ateş edişinin üzerinde durulmasında,
• Ömrünün son sahnelerinde, annesi gibi, hayatı tekrardan yaşama hazır hissetmesinde.
Sadece fiziksel acının ötesinde bir şeyler...
Umarsız Meurault'un zihin yapısını ve varoluş üzerine kanısını bir çok paragrafta yaklıyoruz.
Edebiyat çevremizde de, Z.Demirkubuz Yabancı'dan hareketle hazırladığı "Yazgı" filminde Musa ile işler aynı kişiyi.
Son olarak sorum;döneminin benzer değer yargılarına sahip bizlerin, Meursalut'u sonuca varmaktan(haklı/haksız bulmaktan) öte ne kadar anlaşılabilir bulacağının belirsiz olduğunu söylemem doğru mudur?