·536 syf.····Okunma: 01 Haziran 2020 19:43
Herkese merhaba.
Bugün Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümü. Buradan da bir kez daha vefatının 57. yılını büyük bir özlem ve saygıyla anıyoruz.
Geçen yıllarda Osman Balcıgil’in Yeşil Mürekkep kitabını okuduktan sonra bir Sabahattin Ali soğuma sorunsalı yaşadığım için; Putlar Yıkılırken kitabına başlarken çok tedirgindim. Ve sonuç; hala Nazım Hikmet’i çok seviyorum.
Putlar Yıkılırken Nazım’ın hayatından, düşüncelerinden ve yaşadıklarından bahsetse de; Leyla ve Ömer isimli 2 yoldaşın hayatlarını, Nazım ile yollarının kesişmelerini ve dönemi anlatıyordu.
Kitap 1961 yılında Paris’te başlıyor. Nazım Hikmet’in imza günü var; Ömer ve kızı Ümit imza gününe gidiyorlar. Bir nevi yılların kavuşması ve hesaplaşması olacak. Kitap 1929 ve 1961 olarak 2 tarihten anılarla yazılmış. İlk tanışmaları 1929’da Resimli Ay’a gitmeleri ve Nazım’ın kapısını çalmaları ile oluyor. 1945’e kadar ayrılmaz 3 yoldaş oluyorlar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor ve Kızıl İstanbul gazetesini basmaya başlıyorlar. Tutuklanmalar olduğu için tedirginler, her adımlarını defalarca kontrol ediyorlar, kimse gereğinden fazla bilgi bilmiyor ki içlerinden biri sorguya alınırsa çözülmesin. Öyle de oluyor; tutuklansalar da, Sansaryan Han’ a sorguya götürülseler de kimse konuşmuyor. Çünkü sorulan soruların cevaplarını bilmiyorlar bile. Serbest bırakılmalarına rağmen artık emniyette bir dosyaları vardır. Bu yüzden tekrar içeri alınmaları an meselesidir. Buna rağmen çıktıkları yoldan, doğru bildikleri gerçekleri savunmaktan vazgeçmiyorlar.
Ta ki; Leyla tekrar Sansaryan Han’a girene ve hayatlarını değiştirecek işkenceyi görmeye başlayana kadar.
Kitabın sonunu gözyaşları içerisinde okudum. Bütün bunlar sadece Leyla veya Ömer’in başına gelmedi. O dönem Sansaryan Han’a sorguya götürülen ve diğer adıyla ‘tabutluk’ olan yerden dönmeyen, çıksa da tekrar eski benliğine dönemeyen insanlarla doluydu.
O yüzden bu etkileyici dönem romanını herkese fazlasıyla tavsiye ederim.