·724 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Haziran 2020 04:49 Kalın olmasına rağmen akıp giden, kesinlikle bütünlüğünü kendi içinde koruyan, okuyanın ruhuna işleyen ve derinliklerine dokunan bir kitap.
Kitabı anlamak acı verse de, kendini kitaba kaptırmayan veya sırf okumak için okuyan bu kitabı anlamaz. Kendinizi hazır hissettiğiniz zaman, sakin ve huzurlu kafayla okumanızı tavsiye ederim.
Kitapta başlıca iki karakterimiz var. İlki intihar eden Selim Işık, diğeri ise “Sonun Başlangıcı” kısmında kaybolduğundan bahsedilen (bize aslında kitabın sonunu tahmin ettirmiştir) Turgut Özben’dir.
Kitap, ruhsal çözümlemeler ve ayrıntılar üzerinde şekillendiğinden, yani olaylardan ziyade durumlar ön plana çıktığından özetinin veya incelemesinin yapılması da zor bir hale geliyor. En basit haliyle açıklamak gerekirse, Turgut, Selim’in neden intihar ettiğini anlamaya çalışır. Aslında Selim’i ve hatta belki kendini anlamaya çalışır.
Oğuz Atay, bize TUTUNAMAYANLAR adı altında bir grup insandan bahsediyor.
Bu grubun bir kısmını toplumun ona dayattığı gerçekleri ve biçtiği rolleri kabul edemeyenler oluşturuyor. Mesela kitabın bir kısmında şöyle diyor: “Sadece üç grup meslek vardı; mühendislik, doktorluk, avukatlık. Oysa ben ressam olmak istiyordum.”
Tabi ki tutunamayanları, tutunamayan yapan sadece bu örnek değil. İnsanın ruhunu, düşüncelerini ve sosyal çevresini bütün derinliğiyle, en ince ayrıntısına kadar bize aktarmış olmasıdır.
Bir diğer kısımda ise, maddi imkansızlardan dolayı tutunamayanlar var. Yazar burda sınıf farkını ve dini eleştiriyor.
(SPOİLER İCERİR)
“Ve biz onlara diyeceğiz ki:
Hesaplaşma günü geldi. Şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. Biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitabı okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. Ve çıkarınıza baktınız.”
“Esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu; sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerin sanıp yaşarken, hepinize hayrandık. Sizler olmadan yaşayabileceğimizi bilmiyorduk. Ayrıca, dünyada gereğinden çok acıma olduğuna ve bizim gibilerin ortadan kaldırılmamasının sizlerin insancıl duygularına bağlandığına inanmıştık.”
“Düzeni çok iyi kurmuştunuz. Hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan. Kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. Gerçi bazı adamlar çıktı bizi anlamak üzere; ama bizi size anlattılar, bizi bize değil. Tabi sizler de bu arada boş durmadınız. Bir takım hayır kurumları yoluyla hem kendinizi tatmin ettiniz, hem de görünüşü kurtarmaya çalıştınız. Sizlere ne kadar minnettardık.” (sf.225-226)
Bir diğer grup ise, sistemin “kokuşmuş çarklarına” alet olmak istemediğinden tutunamayanlardır.
Mesela kitabın bir yerinde Oğuz Atay, arabasının düğmeleriyle övünen ve aynı zamanda rüşvetçi bir mühendis için:
“Hayatında bu düğmelere sahip olabilmek için bu kadar alçalıyorsun.” diyor.
Diğer tutunamayanlar kısmını ise, hassasiyeti yüksek, empati yeteneği fazla, çok kırılgan olduğu için artık kendi kabuğuna çekilen; yani bu dünyaya ayak uyduramayanlar oluşturuyor.
Okurken kendinizi bulabileceğiniz satırlar ve karakterlerle dolu bir roman. Eminim ki bu kitabi okuyacak olanlar, benim gibi, bazı cümleleri dönüp dönüp tekrar okumak isteyecektir. Anlamadığınızdan değil; o cümleleri daha çok özümsemek, unutmamak ve onların hep sizinle kalmasını istediğinizden.