·68 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Haziran 2020 23:45 Stefan Zweig’ ın neredeyse her kitabını okuyup bitirdikten sonra birkaç dakika duraksıyorum. Öylece, olduğum yerde kala kalıp, bütün hikayeyi baştan sona düşünmeden, kendi küçük sarsıntımı atlatamıyorum. Bu hikayede de saplantılı diyebileceğimiz çılgınca bir aşkı konu alıyor fakat öylesine masum, öylesine beklentisiz ve sadık ki aşık karakterimize, önce şaşkınlık sonra ise pasif kalmasından kaynaklı bir kızgınlık doğuyor içimizde. Okurken de düşündüğüm bir noktaya; kitabın sonundaki “Sonsöz”le parmak basmış çevirmen Ahmet Cemal Bey; gerçekten bu aşk öyküsünde taraflar var mı? Bu gerçek bir aşk hikayesi mi? Diye. Tamamen platonik olan ve kişiyle birebir günlük zaman geçirmeden; her hali ve en özel halleriyle birinin yanında durmadan; hayranlıklarla doğan hisleriniz büyüyerek böylesine bir “aşk” a sebebiyet verebilir mi? Böylesine yüce bir “aşk” ta karşı taraf hiç bir his edinemeden bu ilişki diğer taraf için nasıl devam eder? Yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi bu güzel kitabın üstüne de biraz düşünmek ve kendi kararlarımıza varmak çok keyifli...