10/10
·520 syf.··
2024 1. kitabı
·
736 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2024 21:32
Spoiler içerebilir. Montaigne diyor ki; "Bizi mutlu eden, bir şeye sahip olmak değil; tadına varmaktır." Fakir ve eğitimsiz bir insanın çalışarak ve azmederek ulaşamayacağı sınır yoktur. Bizler buna amerikan rüyası diyoruz. Martin Eden tam bu noktada devreye giriyor. Burjuvanın arasına "aşk" uğruna karışmış; eğitimsizliğin, aşkına yakışır bir insan olabilmek için öğrenmeyi ve kendisini her gün geliştirmeyi kendisine amaç edinmiştir. Ben genel olarak bilmenin ölümün kendisi olduğunu düşünürüm. Bunu bana Martin Eden mi aşıladı yoksa hislerimize tercüman olup bildiğimizi fakat reddettiğimiz, saman altı edilmiş hislerimizi önümüze sunduğu konusunda fikir yürütmek istemiyorum ama Martin Eden bizdendir. Martin Eden hayatın bütün gerçekliğidir. Temasında aşk gözüküyor olsa da, tükenmişlik sendromu her sayfasında bizleri esir alıyor. Bizler tükeniyor olmamızı kabul edemiyoruz; belki kabul etmek istemiyoruz. Martin Eden bireyciliğin sosyalizmini yaşayordu. Kendisine özgürlüğü verebilmişti, cesur ve boyun eğmiyordu. İnsanın tam manasıyla kendisini tanıması, ideallerini oluşturan değerleri tattığında, birey olmak aşkın bütün gücünü ezip geçtiğinde ölümüde keşfetmişti. Tolstoy, insanın sevgiyle ve insanlara inanarak yaşaması mecburiyetinden bahseder. Martin Eden ise bütün bunları bittiği noktada kendiside bitmişti. Eğer hayatınıza dokunacak kitaplar listesi var olacaksa bu kitap zirvedeki yerini alacaktır. Her zaman olduğumuz ama inkar ettiğimiz o sandalda, yalnızlığımızla ve sadece kendim olarak, her şeyi özümseyerek, kendimi tadarak. O sandal içine binmeden zaten batmıştı, ben hala o sandaldayım dostum, bıraktığın yerde. Bir gün hayatıma dokunduğun gibi; denizin altında, derinliğimizde tekrar buluşacağız.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
··
16 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.