Puan vermedi·704 syf.··Beğendi
· Günler önce biten bu şaheser kitap için elim bir türlü yazmaya gitmedi. Belki de Suç ve Ceza'nın benliğimdeki etkileri yavaşça azalmaya başladığından şu an yazmak biraz olsun daha kolay benim için.
Yaklaşık 150 yıl önce yazılan bir kitap nasıl olur da bugünün insanlarını bu kadar güzel anlatır, bu kadar güzel tanımlar? Tabii ki Dostoyevski'nin çağının ötesinde bir yazar olmasının bunda büyük payı olsa da ben aynı zamanda onun inanılmaz bir gözlem gücü ve empati yeteneğinin olduğunu düşünüyorum.
Raskolnikov'un psikolojisinin derinlerinde dolaşırken de, çevresindeki insanların yaşamlarını, diyaloglarını okurken de herkesin kendi hayatından ve duygularından bir parça bulacağına eminim. Zaten kendimizdeki parçaları görebilmek bu kitabı hala ilgiyle okunan büyük bir eser yapmıyor mu?
Başından beri cinayet planlayan ve bunu gerçekleştirdikten sonra derin bir vicdan azabı duyan Raskolnikov'un hissettiklerini okuduğum satırlar boyunca bizzat bende hissettim. O kadar ki onunla aynı yakalanma korkusunu duydum, aileme karşı aynı suçluluğu hissettim. Onun toplumsal hayata, olaylara ve bunların değişmesine duyduğu istek benim de yüreğimi tutuşturdu. Ve tüm bu duygu yoğunluğu içerisinde Raskolnikov Sonya'ya yaptıklarını anlattığında Sonya'nın ona sen katilsin demesi bir anda ruhumda şimşekleri çakmasına neden oldu. Katil çok ağır bir kelimeyi sanki ve Raskolnikov'u betimlemiyordu. Evet aslında o bir katildi, suçluydu ama Dostoyevski karakteri o kadar içimizden biri gibi ustalıkla yazmıştı ki insan öldürse bile Raskolnikov'dan birçoğumuzun nefret edemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü onun acılarını, yüreğinin en karanlık köşelerini gördük. Her geçen gün yıkılan dünyasına şahit olduk. Ve etrafında onun yaptıklarına rağmen peşini bırakmayan adeta sevgi ağı kuran Dunya'yı, Razumihin'i ve Sonya'yı alıp biz de yüreğimize koyduk. Hayat bazen katlanılamaz olsa da her daim bizimle olan insanların kıymetini anladık. Ve Raskolnikov'la beraber umut dolu bir yaşamın kapısını araladık...