Bir türlü vazgeçemediğim Zweig kitaplarııı
Fırsat buldukça okumayı bitirdiğim kitapları yorumlamaya çalışıyorum ama bazen gerçekten fotoğraf çekmek, yorumlamak yazmak, okumaya yetişmiyor Elime birini alıp birini bıraktığım için, ya da “bunun hakkında neler dersem tam manasıyla tarif edebilirim” diye uzun uzun düşündüğümden olsa gerek
Neyse hadi gelelim Ay Işığı Sokağı’na kitap 5 kısa öykü ihtiva eden diğer eserleri gibi 1 günde okuyabileceğiniz türden. Ancak okurken insânî sınırlarımı en çok zorlayan eserlerinden biri oldu Zweig’ın, duygular ve yaşamları bazen o kadar uç noktalara götürmüş ki, hayretle izledim. Öyküler içinde en çok şunu beğendim diyemiyorum ama (burası spoiler içerir) ‘Nişan’ öyküsündeki Albay’ın sırf yaşamını sürdürebilmek için üniformasını geride bırakarak yola çıktığı, ancak kendi askerleri ile karşılaştığında onu tanıyamayıp öldürmeleri beni çok etkiledi. Yaşamı için adını bir kenara koymuş adam, sivil olsa askeri resmî olsa sivili öldürecek. Öyle bir konum. Ona içim çok acıdı bitirdiğimde sonunu tahmin etmeme rağmen garip bir burukluk hissettim
Öykülerden birkaç alıntı bırakarak gidiyorum okunsun!
“.... ama sonra anımsadım, onu dışarı iten bendim. Yalnızca bendim. ..... Çünkü her şeyden önce gururludur o..” // Ay Işığı Sokağı
“..rastlantının matkap uçları elmastandır ve içinde bolca tehlikeli tuzak barındıran kader, hiç umulmadık bir yerden kendine bir kapı bulmayı bilir ve kaya gibi sert mizaçları bile temelinden sarsarak darmadağın eder.” // Leporella
“...büyük bir zevkle duraksadıktan sonra kılıcını kurbanının sırtına sapladı; bunu önce ağır ağır, zalimce ve bilinçli bir şekilde tadını çıkararak yaptı. Ardından kabaran öfkesiyle kılıcını tekrar tekrar ve git gide hızlanarak adamın sırtına ve gırtlağına daldırdı. Hareketleri şiddetlendikçe şiddetlendi, öyle ki savrulurken kayan kılıç sonunda kendi eline battı. Duyduğu acı ve ılık kanın elinden süzülmesi gözü dönmüş albayı kendine getirdi..” // Nişan