Kitabı ikinci defa okudum. Değerini fazlasıyla ispatlamış bir yazar ve kitabı üzerine söz söylemek oldukça zor bir iş olsa da, okuyacak olanların kitaptan daha verimli bir şekilde yararlanmasını sağlayabilecek bir kaç cümle yazmak istiyorum.
Genç bir mühendisin intihar haberiyle başlayan kitap, onun ve bu haberden oldukça etkilenen yakın bir arkadaşının yaşadıkları üzerinde duruyor. Alaycı ve esprili bir dille, yarı aydın denilebilecek bireyin sorunları ele alınırken, toplumsal pek çok konuya da değiniliyor.
Kitap dört bölümden oluşuyor ve peşinen söylemek gerekirse en akıcı kısma, ancak dördüncü bölümde ulaşıyoruz. Özellikle birinci bölüm bazı okurların sabrını zorlayabilecek karmaşıklıkta. Bu bölümde kitabın genel konusundan biraz bağımsız, bazı sıradışı sayfalarla karşılaşıyoruz. Aslında bu sayfalarda, hikayenin kahramanlarından ziyade, toplumun ve dönemin aydınlarının konu edinildiğini ve onların alaycı bir dille eleştirildiğini görüyoruz. Örneğin bu kısımlardan birinde, birden yüzyıllar öncesinde, Orta Asya Türklerinin arasında buluyoruz kendimizi. Fakat aslında burada, kitabın yazıldığı dönemin aydınlarının ciddi bir eleştirisiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.
Birinci bölümden sonra, ikinci ve üçüncü bölümde okur biraz rahatlıyor ve kahramanların hikayesi daha dolaysız bir biçimde anlatılmaya başlanıyor. Üçüncü bölümde yaklaşık yetmiş sayfalık bir kısmın, nokta da dahil olmak üzere, hiçbir noktalama işareti kullanılmadan yazıldığıyla karşılaşıyoruz. Bu zorlu engeli de aştıktan sonra, dördüncü bölümde, okuru içine alan, tempolu, akıcı sayfalarla kitabı bitiriyoruz.
Başta ifade ettiğim gibi, okuru oldukça zorlayan bazı bölümleri olsa da Tutanamayanlar'ın sabırla okunması gereken bir başyapıt olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir.