Konu: "Küçükler ot gibidir, büyükler ise rüzgâr: Rüzgar ne yöne eserse, otlar o yöne eğilir."
Okuma Fon Müzik : youtu.be/XtoaQYEfzhk
Beni rüzgarda uğurlayandır sarı saçlarım. Tanelerim dökülmez kendiliğinden, ne de bir avuç rüzgardan serpilebilinsin. Öyle hoş bir duygu kaplar ki içimi, o dokunuşu, o sarışı, huzur verişi. Şuanki esişi tam zamanıdır, ince ıslık sesi gibi beni ürkütmeden gelişi, öpüp ötelere gidişi.
Yalnızlığımı bir onunla paylaşırım, rüzgarla. Sadece yalnızlığımı mı paylaşıyorum? Sırlarımı, duygularımı, hayallerimi. İnsan gibi değiller, sırlarımı saklamıyorlar, yarına, öbür güne; beni lekelemelere.
Günlerden bir gün, yıllar değil, bir günün anısıydı bu size anlatacağım. Sarı saçlarımın eğilişiydi, belimin bükülüşü, hayallerimin yıkılışıydı ezilişim. Sen yapamasınların bükülüşü, kavruluşu, savruluşu, beynimin kiraya verilişiydi. İpetek altına alınan zayii edilmiş çocukluğumun bahar yerine güze dönüşüydü.
İtilmiş kakılmış bir benim geçmişin eşiğinde. Iyileşmemin kötüleşiyle örselenişimdi elime tutturulan bir kitap, ziyana iki defa atılışımdı bu kitaba, "beş dakika okumayı bıraksan"ın bana birkaç aya belki de yıllara mal oluşu. Sadece bu kadarla değildi anımın bitişi. Taa en başlaraydı bir şeyler karalamanın, yoluma taş konulmanın, taştan atlayıp kurtulmak yerine, takılıp defalarca tökezleyişimdi, kelime hatası yaptığımdan alay edilişim, boyun bükerken, beceriksiz dayaklar yemelerim.
Öylesine abest bir duruşum vardı ki, bu hayatta ben layık değildim kelimelerin içinde var olmaya. Bir dokunanın bir daha dokunuşuydum ben. İncitmemek için incinmenin doktorasını yapışım, ruhumun gelgitlerinde kaybolmaya razı gelişim, daha ilkokulda okulumu asışım, bugünlere gelene kadar ki ezilişim.
Ağzımdan mı, dilimden mi bir kelime edipte "yahu bu da benim" diyemeyişim. Sözlerin biri-bin tokat ile silleye çekilişimdi koca ömrüme sığdıramadığım, ya da, "durun artık" diyemeyişim. Bir bakmışım ki, olmadık bir sebepten nezarete girişim. "Yahu ben yapmadım" dediğimde, "bizde yapmadık" kahkalarının eşliğinde cop yiyişim. Beyefendi gibi grantuvalet yürüseydik eğer, haram paranın izinde, "beyefendi" diyeceklerdi meğer, altımdaki arabanın şaşalı duruşuna kırmızı halı sereceklerdi, bana fukara sömüğü bakışatan zalimlerin zulme girişi.
Taa en başta kaybettik mutluluğun, aydınlık bir geleceğin, iki doğru kelamın değerini yıllar sonra öğrenecektik doğru kişinin değerinin ne olduğunu, ama, öyle alıştık ve de öğle yetiştirildik ki maalesef; göremedik menfaatimizin işlemediği insanların güzelliğini. Bir dokunduğumdan bin ahh işittim de, dedim ya Güzel kardeşim Ali, ta en başta kaybettik iki kelamın acı dilde söz sandığımız doğrunun saçlar ağardığında, elimize bastonu tutuşturup, nefesi zorla oramızdan buramızdan alırken, koca bir ömrün rüzgarını ters taraftan yiyişimizi.
Şimdi kuş uçmuş, kervan asırlar evvelinde kalmış, ne önemi kaldı ki şu saatten sonra insana güzeli yetmişinden sonra öğreniş.
Sükûnet