Ben Sabahattin Ali'nin romanlarındaki aşk temasına değilde,işlediği sosyal, siyasal,kapitalist sisteme yaptığı gerçekçi vurgulara ve bu düzen içerisinde yaşamaya zorlanan insanın nasıl kendine yabancılaştığını gayet aklı başında gayet net anlatımına, insanı bir bütün olarak ele alışına hayranım. Bir yalnızı keşfedebilen yine bir yalnız. Ana karakter olarak karşımıza Raif Efendi çıksa bile aslında romandaki tüm karakterlerin birbirlerine ve kendilerine ne kadar yabancı olduklarını gözlemlemek mümkün. Raif Efendi'nin kendisine, ailesine, çevresine yabancılaşmasında mizacına mağlub olduğunu ve bu mizacında edebiyatı,resmi,kitapları ve aşkı tutkuya dönüştürerek özel bir yabancılaşma yaşadığını Maria Puder ile olan aşkının sona ermesi üzerinede bu halin genel bir yabancılaşmaya döndüğünü gözlemlemekteyiz.Tamda onun bu döneminde ortaya çıkan anlatıcı kahramanımız silik karakterlerin toplum tarafından nasıl göründüğünün altını çizerek, gözlem yeteneğini kullanarak, ince detaylara dikkat ederek, görünüşe aldanmayarak, varlığı değişik açılardan ele alarak belkide hepimizin yapması gerekeni yaparak Raif Efendi'yi anlamamızı sağlıyor. Ve böyle kalabalıklarda yalnız olarak görünen alelâde diye tanımladığımız insanların iç dünyalarının ne denli zengin olabileceğini gerçek insanı ve sevgiyi anlayabilmek noktasında asla pes etmememiz gerektiğini vurguluyor.
Sonuç olarak yazar toplum tarafından önemsenmeyen Raif Efendi'yi hem ona dışarıdan bakan bir göz hemde kendi kalemiyle değerlendirerek yalnızlığını psikolojik tahliller çerçevesinde vermiş anlatıcı kahramanı ve Maria Puder'i de bu çerçeve içine yerleştirerek romanda yerlerini almalarını sağlamıştır.
Yine içeriği sağlam bir eser. Kalemine sağlık Sabahattin Ali.
Siyasetin kirli oyunlarına kurbanlar verilmeyen özgür ve adil bir dünya dileğiyle...
Huzurlu okumalar.