Sindrella deyince çoğumuz aklına o büyülü ayakkabı ve yakışıklı prensimiz gelir muhtemelen. Biz kadınlar doğduğumuzda korunmaya muhtaç olduğumuz için ve dışarıdaki türlü türlü tehlikeler yüzünden çoğunlukla ailemizin kanatları altında yaşarız ve günün birinde o kanatların altından çıksak bile tekrardan sığınmak için bir beyaz atlı prense ihtiyaç duyarız. Böyle yazınca hepimiz böyle değiliz ben farklıyım diye düşünebilirsiz. Ve haklısınız da ben de kitabı okurken öyle düşündüm. Ama bizim böyle düşünmemiz bunu yaşayan kadınların olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hatta bizim bile içimize yerleşmiş toplumuzuda yer edinmiş bu düşüncelerlerle büyüdüğümüz gerçeğini değiştirmiyor.
Kitap çağdaş kadının -eğitimli hayatta tek başına mücadele edebilen - bağımsızlık
korkusunu ele alıyor. Bağımlı yetiştirilen kız çocuklarının bağımsız olmaya ramak kala ya da büyük işler başarmaya çok az kala içinde ki o korkuyu geri çekilişi anlatıyor.
Kitapta beni en çok etkileyen bilgilerden biri ; Kadınların okuma oranı artıyor olsa bile erkeklerin kazancı ve kadının kazancı arasındaki makas kapanmıyor aksine artmaya devam ediyor. Çünkü kadınların seçtiği meslek profili çok değişmiyor. Hala hemşire, öğretmen, büro sekreteri, sosyal çalışmacı vs gibi meslekler ediniyor. Risk almaktan daha büyük işlere girmekten hatta bir erkek gibi mücadele etmekten savaşmaktan korkuyor. Evlendikten sonra kendi kimliklerinden vazgeçip sadece eş ve anne olan kadınların 40lı yaşlara geldiğinde ben şuan nerdeyim kimim yüzleşmesi beni gerçekten üzdü.
Kitabı genel olarak beğendim bu zamana kadar istemeden de olsa kadınların hep dışardan engellendiğini görüp kafamda öyle bir profil çizmişim kadının yetiştirilmekten kaynaklı içsel geri çekilişin, sığınma arzusunu görmek bana farklı bir bakış açısı kazandırdı.