·140 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Haziran 2020 09:23 "Ben hasta bir adamım"... Kitap bu çarpıcı cümleyle başlıyor ve ilk bölüm boyunca karakterin yakınmalarına, yer yer hezeyanlarına, hayata bakış perspektifine ait müthiş bir monolog size eşlik ediyor. Belli ki Rus toplumunda yaşanan sosyolojik değişimlerin etkisiyle içe kapanmak zorunda kalan, insanlarla münasebet kurmaktan korkan, yanlış bir hareketi veya sözü nedeniyle kendisiyle alay edilmesinden ürken bir adamın notları bunlar. Açıkçası 19. yüzyılda yaşamak istemezdim, çünkü sanayi devrimi ile başlayan makineleşme, insan emeğine olan ihtiyacın azalması, kırsal yaşantı düzeninin bozulup şehirlere kontrolsüz göçün çoğalması ile büyük ve hızlı toplumsal dönüşümler insanları yalnızlaştırıp, duyarsızlaştırmışa benziyor. Gerçi aynı şartların farklı versiyonlar halinde günümüzde de olduğunu düşünüyorum. Baş döndürücü hale gelen teknolojik ve sosyal değişimlere ayak uyduramaz olduk. Kuşak çatışmalarında makas giderek daralıyor. Hiçbir şey yerinde durmuyor. Her an, her şey kendini güncellerken bu değişime ayak uydurmak için sürekli takipte olmak lazım. Durduğunuz an geride kalıyorsunuz ve yeraltı hayatınız başlıyor. Bu hayatı sürmek bir tercih değil, büyük bir dayatma bence, hatta zorbalık. Bu kadar hızlı ve durmadan devam eden değişimlere ayak uydurmak insanların ruh sağlığını bozduğu gibi hayatlarını da çekilmez kılıyor. Modern hayatın gereksinimlerini karşılamak için daha fazla çalışmak daha fazla harcamak ve sistemin dişlileri sizi öğütüp tükürene kadar durmadan dönüşmek zorundasınız. Şuan kendimi yeraltı adamı gibi hissettim. Kendini özgür zanneden ama aslında emeği, ruhu, bedeni sömürülen bir köle. Ne zaman köle olmaktan kendimizi kurtarıp yer altından bu bilinçle çıkacak olursak; eminim insanların küçümser bakışlarına, kötücül davranışlarına maruz kalacağız. Merhamet, basiret ve insaniyet dolu insanların yüz milyon adetlerce dünyada çoğalması temennisi ile herkese keyifli okumalar.