Puan vermedi·464 syf.····Okunma: 17 Haziran 2020 19:26 İlk kez geç okuduğuma pişman olmadığım bir kitap var.
İki şehir, geçmişten beridir kavgası süren iki ülke. Paris ve Londra arasında geçen aşk, ihanet, özveri, hırs ve öç alma konuları etrafında kurgulanmış bir kitap. Dickens’ın Fransayı ufak ufak yermesinin de kendisinin milliyetçi bir İngiliz oluşundan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Neden daha önce okumadığıma sevindiğime gelirsek; kitabın konu aldığı Fransız devrimi öncesi ve sonrasına dair bilgilerim taze değildi. Belki daha önce okusaydım döneme dair aktarılan bilgiler benim için havada kalırdı.
Fransız Devrimine dair bilgiler tatlı tatlı verilirken bütün çıplaklığıyla sınıf ayrımını, eşitsizliği, o dönemin din algısını ve adaletsizlik içerisinde adalet aramayı gözler önüne seriyor Dickens. Hatta bana yer yer George Orwell-Hayvan Çiftliği kitabını anımsattı. Ezilenin, gücü kendinde bulduğunda ne denli gözlerini hırs bürüyebiliyor tekrar hatırlamış oldum Dickens’ın güzel kalemi eşliğinde.
Konusu genel itibariyle haksız yere Bastille Hapishanesi’nde on sekiz yıl yatan doktor Manette ile her şeyden habersiz bir yaşam süren kızı Lucie’nin yollarının kesişmesiyle gelişen olaylar dizisi. Mitolojik ögelerin de bulunduğu orta akıcılıkta ama fazlasıyla etkileyici bir kitaptı. İnsana dair birçok duygunun işlendiği ve aynı zamanda tarihe ışık tutan bir kitap oluşu itibarıyla kütüphanemdeki sevdiğim kitaplardan biri olarak kalacak.