·240 syf.····Okunma: 22 Haziran 2020 23:04 Cahit Zarifoğlu ve Konuşmalar kitabına dair...
Cahit Zarifoğlu içine kapanık bir insan. Kendi dünyasını yaşayan bir insan. Az konuşmayı ilke edinen bir insan. Sanırım en belirgin özelliği bu. Hatta kendi arkadaşlarının tabiriyle dışardan bakınca soğuk, ilgisiz, tepkisiz, vurdumduymaz gözüken bir insan. Akif İnan, Cahit Zarifoğlu'yla ilk tanıştığı zamanlarla ilgili şöyle söylüyor : "Hem konuşmalarımıza tanık olurdu, hem de hiç iştirak etmezdi. Kendisini ben çok duyarsız, oldukça da vurdumduymaz, hatta bir parça da fazla modern, züppe bulurdum." (Sayfa 156'da geçiyor.)
Ama bu içe dönüklülüğünün arkasında çok da atılımcı, girişimci, yeni yerler, yeni insanlar keşfetmeyi seven bir insan.
Başına buyruk, hiç kimseye tam manasıyla açılmayan bir insan Cahit Zarifoğlu. Zira bunu şiirlerinde de görebiliriz. Zarifoğlu'nun şiirlerini okuyanlar bilir ki kapalı bir dili vardır. Anlaşılması zor bir dil. Çünkü kendisi de zor bir insan. Herkes tarafından anlaşılmak istenmeyen bir insan... Buna karşılık şayanı hayret derecede insanları çok iyi tanırdı. Rasim Özdenören söylüyor bunu: " İnsanları tanımasıyla ilgili şunu diyeyim, birkaç cümleyle insanların karakterini özetlerdi." (s:160)
Yani aslında o sessizliğinin, az konuşmasının ardında, insanları gözlemleme, analiz etme özelliği var.
Özgür ruhlu bir insan Cahit Zarifoğlu. Birileri yapsın da ben arkasından gideyim şeklinde bir karakteri yok. Şiirlerinde olduğu gibi yaşantısında da özgün bir karakter. Yeri gelmişken söyleyeyim, sanırım en beğendiğim özelliklerinden biri de şu ki, hiç korkusu olmayan bir insan. "Açlık, sınıfta kalmak, istikbale ilişkin endişeler duymak gibi korkuları yoktu" diyor Alaeddin Özdenören onun için. Zira, Cahit Zarifoğlu lise hayatında 3 yıl sınıfta kalmış bir insan. Evet, tamm 3 yıl sınıfta kalmış.. 2 yıl sadece matematik yüzünden, 1 yıl ise hem matematik hem edebiyat yüzünden. Şöyle düşünebilirsiniz aslında, ya adam şair, sözelci, matematiği yok işte kalabilir, doğal bir durum bu denebilir. Ama hayır, öyle değil. Arkadaşları arasında matematiği en iyi olanlardan biri Cahit Zarifoğlu. Erdem Bayazıt söylüyor bunu da, sayfa 151, "aramızda cebire en çok aklı eren Cahit'ti. Ve bizden takıntısı olanlara, güçlük çekenlere ders verirdi" diyor. Arkadaşlarına matematik anlatıyor. Arkadaşları mezun oluyor, İstanbula gidiyorlar. Kendisi 2 yıl matematik, 1 yıl da edebiyat yüzünden sınıfta kalıp, ancak 3 yıl sonra arkadaşlarının yanına İstanbula gidiyor. Sanırım Erdem Bayazıt'tı, özellikle bu 3 yıl, arkadaşlarından ayrı olduğu bu 3 yıl Cahit'in katı bir yalnızlık dönemidir diyor.
Velhasıl 1 yıl da edebiyattan kalmış. Türk edebiyatının en özgün, en büyük, en sevilen şairlerinden biri olan Cahit Zarifoğlu edebiyat dersinden sınıfta kalmış. Şaşırtıcı... E şimdi insan merak ediyor, neden böyle bir şey yapıyorsun be adam! Aladdin Özdenören anlatıyor, sayfa 154, "Nitekim edebiyattan sınıfta kaldığı sırada ben, edebiyat hocamız Mustafa Atatanır'a, Cahit gibi bir adam nasıl sınıfta kalır, diye sordum. Dedi ki: "Ben ne yapabilirim? Giriyor sınava (sınavlar o zamanlar sözlüydü) sorduğum hiçbir soruya cevap vermiyor ve çıkıyor. Ben de bırakmak zorunda kalıyorum." Soruların cevabını bilmediğinden olduğunu düşünmüyorum, adam resmen kalmak istiyor.. Arkadaşlarını sevmiyor falan diye düşünsek o da mümkün değil. Aladdin Özdenören anlatıyor yine: "Arkadaşlarına düşkünlüğünün bir örneğini anlatayım: Erdem (Bayazıt) o zaman ayağından rahatsızdı. Kemik iltihabı vardı zannedersem. Çok şiddetli bir sancı çekiyordu. Cahit aşağı yukarı 21-22 gün, gece gündüz uyumaksızın yanından ayrılmadı." Ne denir ki? Gel de anlamaya çalış şimdi bu adamı :)
Şöyle de bir karakteri var Cahit Zarifoğlu'nun, sıkıntıya gelemeyen bir insan. Arkadaşlarıyla sohbet ederken kendisini sıkan bir konu varsa, bir anda sessizce ayrılıp gidermiş onların yanlarından :) Erdem Bayazıt söylüyor bunu da. Hiç eyvallahı yok sıkıntıya. Maşallah :)
Gelelim bir başka özelliğine. Güreşle uğraşmayı seven bir insan Zarifoğlu. Alaediin Özdenören anlatıyor, biraz uzun ama direkt onun anlattığı gibi geçirecem buraya:
"Benim o zaman çok kavgacı, atılgan, durup dururken ona buna çatan her gün kavga eden bir mizacım vardı. Her gün ya kafam yarılır, gözüm patlardı. Cahit de tam tersine sessiz, kavgadan kaçan bir mizaçtaydı. Buna rağmen, aramızda bir arkadaşlık, kaynaşma başladı. Ben Cahit'i pek kaale almazdım, kavgacı olmadığı için. Bir an ben güreş kulübüne devam etmeye başladım. Baktım Cahit de orda, içimden dedim ki, şuna bak, sen kim, güreş kim. Emin diye bir antrenörümüz vardı. Bir gün Cahit' le beni kapıştırdı. Ben sırtımı bir anda yerde buldum. Şaşırdım falan, hırsımı alamadım. Dedim ki, bu olmadı, bir daha. Bir daha güreselim dedim, hoca tamam dedi, olsun. Bizi bir daha kapıştırdı ve bir daldık, gene ben tuş vaziyetindeydim.
Saşırdım, Cahit müthis güreş tutuyordu. Sonra dikkat ettim çok güzel oyunlar ve çok güzel teknikler biliyordu. Hatta kimsenin başedemediği güçlü kuvvetli bir Halil'imiz vardı. Kendi aramızda bir müsabaka var, eşleştik. Cahit'in payına o Halil düştü. Ben içimden diyorum ki, şimdi bu Halil, Cahit'i ezer. Birkaç dakika içinde Cahit, Halil'i devirdi. Çok ince bir tekniği vardı, şiir gibi güreş tutardı."
Son cümleye kalbimi bırakıyorum :) şiir gibi güreş tutardı..
Güreş gibi bir diğer zevki de pilotluk üzerine. Odasının duvarlarında uçak resimleri varmış hep. Nitekim bir yaz dönemi Türkkuşu kampında 3 ay kurs görmüş pilotluk üzerine. Planörle uçmuş, motorsuz uçak kullanmış. Sonunda hava harp okuluna girmek istemiş lakin göz veya kulaktan dolayı sağlık raporu alamadığı için Hava Harp Okulu'na girememiş.
Bir diğer zevki de kayığa, bota olan merakı. Bu defa Rasim Özdenören anlatıyor :
"Bir yazını, bir kayık kiralayıcısının yanında geçirmişti. Yaptığı iş de şuydu: Adamın motorlu kayıkları vardı, bunlar kıyıdan biraz açıklarda dururdu. Cahit kayıkla, daha doğrusu o küçük botlarla, motora müşteri olanları sahilden motorlara kadar taşırdı. En büyük zevki oydu. Hatta biz o zaman şakalaşırdık aramızda. "Cahit boğaz tokluğuna değil, bot tokluğuna çalışıyor" derdik.
Diğer bir özelliği, kafasına koyduğunu yapan bir insan Cahit Zarifoğlu. Parasal yönden çok da iyi olmadığı bir dönemde otostopla Avrupa seyahatine çıkması da bunun göstergesi..
1961 yılında liseden mezun olup da İstanbul'a otobüsle giderken de şöyle bir anısı olmuş, otobüse mikrofon koymuşlar. Cahit Zarifoğlu da yol boyunca mikrofondan yolculara fıkra anlatmış, çok güzel vakit çevirmiş.
Bu kadar az konuşmasına, sessizliğine karşın insanlarla vakit geçirmeyi seven bir insan. Arkadaş canlısı bir insan. Ama şahsen yalnızlığı daha çok sevdiğini düşünüyorum..
* Gelelim bir diğer özelliğine, Erdem Bayazıt diyor ki, taa lise 1'den beri Cahit hiçbir zaman aşksız kalmamıştır. Bazen sevdiği kız belki bundan hiç haberdar bile değildi ama o severdi...
* Diğer bir özelliği olarak da Beşir Atalay'ın Zarifoğlu hakkındaki cümlelerini alıntı yapıcam: "Hani bazı insanların yanında rahat rahat edersiniz, hesapsızlığını bilince, artniyetsizliğini bilince, sizin yanında konuştuklarınızı başka yerde başka türlü kullanmayacağını bilince rahat edersiniz. Cahit Abi'nin yanında rahat edilirdi. Onu ben kendisiyle ilişkilerimde hep hissetmişimdir. Şovdan, yapmacıktan uzak, çok tabii, çok rahat bir ortamda konuşurdunuz. "
Dalgın ve sürekli düşünceli halde olan bir insan. Hatta dalgınlığı yüzünden arkadaşları tarafından "Aristo" lakabı takılmış Zarifoğlu'na..
Çocuklara ve yaşlılara karşı ayrı bir sempatisi var Zarifoğlu'nun. Bilhassa çocuklara. Çocuklar için yazılmış hikaye kitapları da vardır.
Şuna da değinmek istiyorum. Zarifoğlu'na defalarca kez, farklı farklı insanlar soruyorlar: Şiirleriniz neden bu kadar kapalı? Onun verdiği cevapsa şu : " Hiç kimse, şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değildir... Şiirimi bana şikayet ediyorlar. Anlamıyorsa niye rahatsız oluyor bilmem? Ben de botanikten hiç anlamam..."
Özetle... İçe dönük, kimseye hiçbir sırrını açmayan, çok fazla konuşmayı da sevmeyen, derdini sıkıntısını anlatmayı sevmeyen bir adam bu. Cebinde üç kuruş parası olmadığı halde otostopla Avrupa seyahatine çıkan, yeni insanlarla tanışmayı seven bir adam. Kafasına koyduğu şeyi yapan, kararlı, emin olduğu doğrularından o yolda yalnız başına da olsa vazgeçmeyen bir insan.
Az konuşmasını, sessiz sakin bir insan olmasını aslında ben şuna bağlıyorum: Bazen bir şeylerden çok eminsinizdir. İnandığınız o şeyin doğruluğundan hiçbir şüpheniz yoktur. Ve bu doğruyu etrafınızdaki insanlara da anlatmak istersiniz. Ama ne yazık ki, insanların o şeyi anlayamayacağını bilirsiniz. Cahit Zarifoğlu da insanların anlayamayacağını veya anlamak istemediğini düşündüğünü düşünüyorum... Velhasıl kendi kararının doğruluğuna başkalarını ikna etmek için çabalamıyor. Ve bu yolda tek başına yürümeyi tercih ediyor... Ama inanıyorum ki daima bir umudu var. İçinde onun tam aksini söyleyen korkuya rağmen...
Kitap hakkında son olarak şunu söylemek istiyorum. İki bölümden oluşuyor. İlk bölüm Zarifoğlu'yla yapılan röportajlar. Bu bölüm biraz sıkıcı. Zira adama aynı soruları sorup duruyorlar. Yani bu bölüm biraz aynı şeyleri tekrar edip duruyor. 2. bölüm ise Zarifoğlu'na dair.. Arkadaşlarının ağzından Cahit Zarifoğlu'nu tanıyoruz. Bu bölüm efsane işte.. Zarifoğlu'nu tanımak isteyenler için çok güzel bir kitap diye düşünüyorum. Hatta eğer şiirlerini hiç okumadıysanız önce bir bu kitabı okuyup Zarifoğlu'nu tanıyın, daha sonra şiirlerini okuyun derim..