Dostoyevski'nin 1848 yılında yazdığı bir aşk hikâyesi.Beyaz, aşk dolu geceleri, yağmurlu, üzgün bir sabahın takip ettiği, romantik ve coşkun duygulardan hayatın gerçekliğine dönüşü anlatan bu eser coşkun bir üslubu barındırmaktadır.
Dünyanın en güzel, en rakik, en hissiyatlı, en gözyaşılı, en vaveyla, en trajik aşk romanı.
Hayat ile hayal dünyası tasavvur edilirken kaçırılan bir hayatın buruk acısını yaşıyor.
Yalnızlığın koynunda yaşar ama gerçek hayatın o kadar uzağındadır ki, bu hayâl âlemini, işe yaramadığını bilir fakat devam ettirmek zorundadır. Tutunacak birine ihtiyacı vardır ve onun da Nastenka olduğunu hisseder, birkaç beyaz gece yaşar karanlıklar içindeki hayatında, ama bu da hüsranla biter. Tutunmaya çalıştığı Nastenka tarafından terk edilir atılır.
Tahlili de böyle itiraf ediyor :
"Öldüresiye monoton; gölgelerin, hayâllerin, uydurma düşüncelerin esiri bir hayat. İşin en acısı, en sonunda hayâl âlemi de o çok güvendiğimiz, bitimsiz sandığımız âlem yavaş yavaş yorgun düşmeye, eski canlılığını yitirmeye başlıyor. Bütün rüyalarımızı üstüne kurduğumuz düşünceler eskimeye başlayıp yerine yenilerini de koymayınca, hayâl âlemi de yıkılıp yerle bir oluyor."
Nastenka'nın son mektubuyla hayat değişiyor.
Yaşadığı odanın ihtiyarlaması, pencereden görülen karşıdaki evin köhneleşmesi, özetle beyaz gecelerin siyaha ve başka renklere evrilmesi , hayata bakışımızda, gördüğümüz her şeyde hissediliyor olması.
Bir feryat duyuluyordu ve bitiyordu hikâye ünlem cümlesi ile, fakat bu ünlem cümlesi kalbi bıçakla unufak ediyordu.
"Tanrım, bir anlık mutluluk !..Ama bir ömür boyu sürecek gerçek mutluluk !..”
Ömrü boyunca, yalnızca bir an için, senin kalbine yakın olmak için mi yaratılmıştı ?..
Kimler bu duyguyu yaşamamıştır ki ?...
Aşkın masumiyetini ve aşkın duygusal özgül ağırlığını bilmek isteyen herkesin bu satırlarla yüzyüze gelmesini ve "Aşk" kategorisinde okunması gereken ilk kitaplardan biri olduğunu belirtmek isterim.