Gönderi

6/10
·768 syf.··
2020 60. kitabı
günümüzde geçerliliği kalmamış, çağın gerisinde kalmış bir eserdir. öncelikle amacım sadece yermek değil. ben de çok beğendiğim noktaları alıntılayacağım. fakat uç noktada saçmalıklar var ve bu saçmalıklardan da bahsedilmesi gerekiyor. kitaba geçmeden önce bir konuya değinmek isterim. bunun arada kaynaması hoş olmaz. herkes bilir ki bu kitap kant'ın başucu kitabıdır. fakat ben bu kitabı okurken uzun süre kant bu kitabın neyine vurulmuş lan diye iç geçirip durdum. ta ki 4. bölüme gelene kadar. dördüncü bölüm bence kitabın en dikkat çeken bölümü. en azından kant bence bu bölümden yola çıkarak metafiziğe bakışını temellendirmiş. aynı şekilde bu kitap en çok da bu bölümde geçen dini ifadeler yüzünden taşa tutulmuş. kant'ın prolegomena ve ahlak metafiziğinin temellendirilmesi eserlerini okurken emile'nin 4. kitabını anımsayarak okumalıyız diye düşünüyorum. prolegomena gerçekten kant'ın en ağır kitaplarından biri ve bence bu kitabı yazmasını jean-jacques rousseau bu kitabıyla tetiklenmiş. kant'ın hayata bakışında 4. bölüm önemli bir yer kaplamış diyebiliriz. neyse gelelim kendi çocuklarının yüzüne bile bakmayan rousseau'nun çocuk eğitimi üzerine yazdığı eserin içeriğine. - insanın özü neyse odur. eğitim sadece bir alışkanlıktır. eğer biraz özgür kalırsa ve eğitimden uzaklaşırsa alışkanlık durur, doğal olan geri gelir der. katılmamak mümkün değil. evet gelelim en vurucu tespitlerinden birine!... -hekimler vücudu iyileştirse de, cesareti öldürüyor. cesetleri yürütseler bundan bize ne! tehlikelerden korkmamıza yol açan şey tehlikeleri bilmemizdir. "daha ileri gidip diyorum ki, kendim için hiçbir zaman hekim çağırmadığım gibi, çocuğum için de yaşamı açıkça tehlikeye girmediği sürece çağırmam". devam ediyor "korku ve kaygı özellikle de ilaçlar az mı insan öldürüyor". kitabın bu kısmında hekimlerin ne kadar aşağılandığını tahmin bile edemezsiniz. sayfalarca sürüyor bu öfke nöbeti. adam resmen doktorları insanlığın kanını emen sülükler, lanet olasıca gereksiz insanlar sürüsü olarak görüyor. adam açık açık tıp zararlıdır bile diyor. şimdi burada böyle bir bağnazlık, akıl tutulması varken biz kalkıp ikide bir "ama bakın bebekleri kundaklamayın" demiş diye bu saçmalıkları görmezden gelirsek olmaz. gelelim diğer bir saçmalığına - "çocuğunuzun sözcük dağarcığını olabildiğince daraltınız. düşüncelerden çok sözcüklere sahip olması ve düşünebileceğinden çok söylemeyi bilmesi çok büyük sakıncadır. köylülerin kentlilere göre genellikle daha doğru düşünmelerinin nedenlerinden biri söz dağarcıklarının olmamasıdır. " oysa ne kadar dar kelime hazneniz varsa o kadar dar düşünürsünüz. dar kelime haznesiyle çocukcağız ne düşünsün. şimdi ben bu aptallığı sırf rousseau demiş diye aklamaya mı çalışmalıyım. istesem beceririm merak etmeyin. köylülerin kentlilere göre genellikle daha doğru düşünmesi diye bir şeyi savunmaya utanmasam yaparım. henüz o kadar aymazlaşmadım. diğer bir tespiti de çocuğun akılla mantıkla yetiştirilip yetiştirilmemesi konusudur. mantık gücün frenidir ve çocuğun buna ihtiyacı yoktur der. bu konuda doğrusu beni de şüpheye düşürmedi değil. evet şimdi gelelim diğer bir mükemmel tespite! - "dil öğretimini eğitimin yarasız yanları arasında saymama şaşırılacaktır. ama burada yalnızca ilk yaşlardaki öğretimden söz ettiğim unutulmamalı. kim ne derse desin normal hiç bir çocuk 12-15 yaş aralığına kadar dil öğrenemez." bununla birlikte tarih ve coğrafya da okutmayın diyor. okulla ilgili devam ediyor - çocuğuma 12 yaşına kadar asla ne bir harf öğretirim ne eline kitap veririm diyor. tam da modern eğitim ne dersiniz? şu eğitim sistemini övelim tamam övelim ama günümüzde uygulaması imkansız olan bir şeyi kutsallaştırmak cidden komik oluyor. 4. bölümde bence en vurucu laflarından birisi. "iradesiz eylem yoktur". zaten tanrı ispatı da bu bağlamda şekilleniyor. ayrıca doğal süreçte insanın var olmasına da "`hiç düşünmeyen bir şeyin düşünen varlıklar yaratmış olacağına inanmak elde değil`" diyerek karşı çıkar. bu bölümde bence insan idaresiyle ilgili çok hoş bir başka tespiti ise: "iradesine egemen olmadıkça, kişiliğine egemen kalırım"dır. kitap 5. bölüm ile son buluyor. bu bölümde sophie diye bir hatun var onu çocuğuna ayarlıyor filan. hayatınızda okuyacağınız en yapay, sıkıcı, skeçimsi yazı bu olacaktır. bu bölüm ile ilgili olarak rousseau'ya biraz haksızlık yapılıyor. işte aşırı cinsiyetçilik var, kadın ikinci sınıf insan olarak veriliyor bilmem ne diye. ama bence çağına göre kadın konusunda oldukça ılımlı bir yaklaşımı var. ama "dünyada yalnızca sağduyulu erkekler bulundukça, okumuş kızlar ömürleri boyunca evlenmeden kalacaktır" sözü tebessüm ettirmiyor değil. yine bu bölümdeki "çok okumak kendini beğenmiş bilgisizler yetiştirmekten başka bir işe yaramıyor" tespitinin, günümüzde okuyan kesime bakınca doğrulanması mümkün. ayrıca rousseau'nun benim bugüne kadar okumaktan en çok keyif aldığım kitapların ön sıralarında yer alan de l'esprit des lois kitabına atıfta bulunması beni sebepsiz bir şekilde mutlu etti. sonuç olarak jean-jacques rousseau'nun romantizmi bir yerden sonra midenizde ciddi bir bulantıya sebep oluyor. bu yüzden yanınızda bir adet gaviscon bulundurmanızı öneririm.
ÉmileJean-Jacques Rousseau · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20223,545 okunma
··
2.504 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Her ne kadar kadınlara haksızlık edildiği gerçeğini görmezden gelmiş olsanız da çok ıyi bir incelme olmuş. Emeğinize sağlık
koray
Gönderi Sahibi
Teşekkürler
Emile verilmeyen eğitimi mantıksız bulupta son kısımları (okumuş kadınlar) nasıl doğru bulduğunuzu sormak isterim size
Kitaba bakış açım değişti :|