Gönderi

10/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2020 34. kitabı
Ben de böyleyim işte. Bazen oturur, içimdeki mumları yakar, bir de fon müziği açıp düşünmeye başlarım. “Film nerde koptu..?” Dün gece de bu gecelerden biriydi. Oturdum uzun uzun düşündüm, neydi, neresiydi, şöyle olmasaydı böyle mi olurdu, nasıl olsaydı daha iyi olurdu. Çıkamadım içinden. Sonra oturduk biraz Meczup’la.. Hadi ondan konuşalım. Okuduğum ilk Halil Cibran eseriydi Meczup, Ermişin Bahçesi’ni de almıştım ancak önce Ermiş’i okumak lazımmış, 2-3 güne Ermiş de gelecek (hem de ücretsiz :)) Deneme okumayalı epey olmuş. Sanırım oldukça özlemişim de. Bir zamanlar beni benden alan birkaç deneme eseri olmuştu, onlardan da bilahare bahsederiz.. Kendisini başta Türk zannetmiştim ancak değilmiş, hayatını kısaca okuyup bilgi edinebilirsiniz. Kısacık, küçücük bir kitap ama bana öyle şeyler hissettirdi ki tarif edecek kelime bulabileceğimi sanmıyorum. Duygusal büyük bir yoğunluğa çekildim, epeyce sorular sordum cevaplar verdim kendime. Kitap okurken elimde mutlaka bir kalem olur ve dikkatimi çeken kısımları çizerim, zaman zaman yanına notlar alırım, ancak bu kitapta öyle çok yerde ve öyle uzun bölümlerde etkilendim ki çizmek oldukça mantıksız geldi. Yalnızca birkaç küçük yeri çizip kendimi durdurdum. Şimdi onlardan 2 tanesini bırakayım: “Evet, biz iki kardeşiz ey gece. Çünkü sen kâinatı meydana çıkarırsın, ben de ruhumu.” “Susadım ve bana içmem için kendi kanımı sunmanızı diledim. Bir delinin susuzluğunu kendi kanından başka ne giderebilir?” Bu kitabı gerçekten okuyun, hem de belki defalarca. Çünkü şimdi bile içini açıp okuduğum bir cümle bana ilk okuduğumda kattıklarından farklı şeyler katıyor. Sanırım Zweig’dan sonra şimdi de bir Halil Cibran okuyucusu doğuyor.
MeczupHalil Cibran · Olimpos Yayınları · 202022bin okunma
·
3 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.