Okuyunca kafanızda binlerce soru kendiliğinden sıralanıyor. Biraz durup düşünüyorsunuz bazı cümlelerde. Anlamaya çalışırken bir taraftan çoktan sorgulamaya acaba şöylemi böylemi demeye başladım. En sevdiğim yer "Yenilgi"
Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve uzaklığım,
Bin zaferden daha değerlisin benim için,
Ve kalbimde tüm dünyevi şanlardan daha sevgilisin.
.
.
.
Yenilgi, yenilgim, gözü pek yoldaşım,
.
.
.
Yenilgi, yenilgim, ölümsüz cesaretim,
Ben ve sen fırtınayla beraber güleceğiz,
İçimizde ölenlerin tümüne mezar kazacağız birlikte,
Bakmayın kitabın kısacık olduğuna, içerisinde öyle büyük anlamlar var ki ,anlayana.. Kitapta kısa kısa 35 hikâye var, ama her hikâye bir düşünceyi her düşünce ise yüzlerce fikri ortaya çıkarıyor..
Yazar toplum önünde büründüğü maskelerden kurtulup gerçek benliğini kucaklamayı başaran insanoğlunu anlatıyor. Kendini her türlü yüzeysellikten arındırıp hakikatin peşine düşen, bu arayışın sonunda varış noktası yalnızlık ve özgürlük olan kişi, toplumun gözünde meczuptur düşüncesiyle okuruna bu duyguyu fazlasıyla hissetirmeyi başarmış..
Kötülük, ikiyüzlülük, adaletsizlik, konformizm ve tamahkârlık karşısındaki eleştirel tutumu; bu dünyayla, burada sürdürdüğü varoluşla, yaşadığı zamanla uzlaşamayan bir meczubun bakış açısından kaleme alınmış bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
Büründüğü maskelerden kurtularak gerçek benliğiyle kucaklaşmayı başaranları anlatıyor. Her türlü yüzeysellikten arınıp hakikat peşine düşen ve varış noktasında özgürlük olan kişi meczuptur.
Yine etkiledi beni farklı kalemiyle yazar. Bir çok kitabını aldım okudum, okumaya da devam ediyorum. Ayrıca tavsiye ederim ki, nerede bulursanız, görürseniz alın :) iyi okumalar
Halil Cibran'dan okuduğum dördüncü eserle karşınızdayım. Kendini her türlü yüzeysellikten arındırıp hakikatin peşine düşen, bu arayışın sonunda varış noktası yalnızlık ve özgürlük olan kişi, toplumun gözünde meczuptur. Bu eserde yazarımızın kötülük, ikiyüzlülük, adaletsizlik vb. konular karşısındaki eleştirel tutumunu görüyoruz.Düşüncelerine katıldığım yerlerde oldu katılmadığım yerler de oldu. İçinde kısa öyküler bulunan Meczup kitabını ne yazık ki diğer okuduğum kitaplara nazaran pek sevemedim. (Özellikle Ermiş, Kum ve Köpük çok iyiydi.) Tamam şimdi dili güzel, yalın, anlaşılır yazılmış. Bazı güzel öyküler ve bu öykülerde yatan anlamların bazıları da iyiydi ama dediğim gibi ben de Ermiş'i okuduğum zamanki gibi uyanan bir etki olmadı. :( 63 sayfalık çabucak biten bir eserdi. Herkese keyifli okumalar. :))
#okudumbitti #kitapyorum
#halilcibranmeczup 63 Sayfa
.
"Meczupluğumda hem özgürlük, hem de güvenlik buldum; yalnızlığın özgürlüğü ve anlaşılmaktan uzaklığın güvenliği, zira bizi anlayanlar, içimizde bir şeyi esir ederler.
Fakat bırakın güvenliğimle fazla gururlanmayayım. Hapisteki bir hırsız bile bir başka hırsıza karşı güvendedir."
.
Herkese Merhaba
.
Bugün sizlere daha önce okuduğum #ermiş kitabının yazarı #halilcibran 'ın #meczup kitabının yorumu ile geldim. Yine harika bir kitap, yine okurken çokça beynimi zorlayan bir okuma oldu. Bakmayın kitabın kısacık olduğuna, içerisinde öyle büyük anlamlar var ki ,anlayana...Kitapta kısa kısa 35 hikâye var, ama her hikâye bir düşünceyi her düşünce ise yüzlerce fikri ortaya çıkarıyor.
.
Yazar toplum önünde büründüğü maskelerden kurtulup gerçek benliğini kucaklamayı başaran insanoğlunu anlatır. Kendini her türlü yüzeysellikten arındırıp hakikatin peşine düşen, bu arayışın sonunda varış noktası yalnızlık ve özgürlük olan kişi, toplumun gözünde meczuptur düşüncesiyle okuruna bu duyguyu fazlasıyla hissetirmeyi başarmış.
.
Kötülük, ikiyüzlülük, adaletsizlik, konformizm ve tamahkârlık karşısındaki eleştirel tutumu; bu dünyayla, burada sürdürdüğü varoluşla, yaşadığı zamanla uzlaşamayan bir meczubun bakış açısından kaleme alınmış bu eseri her kitapseverin mutlaka okumasını tavsiye ederim. Tabii ki #ermis kitabı benim için hâlâ bi tık önde...
OKUYUN, okutun efendim...
@olimposyayinlari kapak tasarımı ve baskı kalitesi ile gerçekten muhteşemdi.
.
#kitaptanalıntılar
"Niçin ne olacağımızı tartışalım, ne olduğumuzu dahi bilmiyorken."
"Ne isek o olmaya devam edeceğiz, ne olursak olalım."
.
.
Sevgi, sağlık ve kitapla kalın canlar... Sorgulatan, düşündüren ve hayatı anlamlandıran okumalarınız olsun...
@olimposyayinlari
Çokta yorum yapmak istemiyorum enteresan, kendine has üslübü ve içeriği ile oldukça sürükleyiciydi. Düşündürücü ve sorgulatan yanını çok sevdim. Derindi :)
Zira bizi anlayanlar içimizde bir şeyi esir ederler.
Bu cümlede Halil Cibran, derin bir gerçeği fısıldıyor bize: Anlaşılmak bir özgürlük değil, çoğu zaman bir tutsaklıktır.
Biri bizi tam anlamıyla kavradığında, artık içimizdeki o en özel, en özgür alan da başkalarının bakışına açılır.
O an, sadece bizde var olan bir şey başkasının gölgesine düşer.
Anlaşıldıkça gizemimizi, yalnızlığımızı ve bir parça özgürlüğümüzü kaybederiz.
Cibran’ın bu sözü, insanın kendi iç âlemine sahip çıkma çabasını sessiz bir isyan gibi dile getiriyor.
Kimi zaman anlaşılmamak, özgür kalmaktır.
Ve sende yalnızlığımı buldum.
#okudumbitti #meczup
.
.
Kitabı ikinci kez okudum. Ermiş ve Ermiş'in Bahçesi'ne göre bunu biraz yavan buldum. Yazarı çok severim, bu kitabı da kendi çapında güzel lâkin diğer ikisine oranla bir tık aşağıda kalmış. Zaten ince bir kitap hemen bitiveriyor.
Halil Cibran'ın bazı kavramlar üzerine kısa kısa notlar aldığı bir kitap Meczup. Genel itibari ile karamasar bir yapıda, bir anlam arayışında ilerliyor. Kutsal kent, çarmıhtaki adam gibi düşünceler içeren öyküleri ilahi güç arayışı ve anlamlandırma üzerine aslında kitabın tümünde yer alan durumu özetliyor. Bana fazlasıyla ortadoğulu geldi kitap. Bu kadar acının içerisinde bu kadar değişken olmasına rağmen hala asırlar öncesindeki din, ilah, tanrı yöntemleri arayan bir toplumdan bu denli bir özet çıkması şaşırtmadı. Halil Cibran'ı özel kılabilecek bir şey bulamadım. Diğer kitaplarında belki anlarım.
Cibran, 1883 yılında Osmanlı İmparatorluğu kontrolündeki Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı'nda Maruni bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi ve kardeşleriyle 1895'de ABD'ye göç etti. Annesi terzi olarak çalışırken Boston şehrinde bir okula başladı. Cibran'ın yaratıcılığını fark eden öğretmeni Cibran'ı fotoğrafçı ve yayıncı F. Holland Day'le tanıştırdı. Gibran, Beyrut'taki Collège de la Sagesse'e kaydolmak için on beş yaşında ailesi tarafından memleketine geri gönderildi.
1904'te, Cibran'ın çizimleri ilk kez Boston'daki Day's stüdyosunda sergilendi ve Arapça ilk kitabı 1905'te New York'ta yayımlandı. Cibran, yeni tanıştığı hayırsever Mary Haskell'in mali yardımıyla 1908'den 1910'a kadar Paris'te sanat okudu. Oradayken, Jön Türk Devrimi'nden sonra Osmanlı İmparatorluğu'nda isyanı destekleyen Suriyeli siyasi düşünürlerle tanıştı; Gibran'ın aynı fikirleri ve aynı zamanda antiklerikalizmi dile getiren bazı yazıları, sonunda Osmanlı yetkilileri tarafından yasaklanacaktı.
Eserleri ve düşünceleri dünya üzerinde geniş yankı uyandırdı. Şiirleri yirmiden fazla dile çevrilmiş olan Cibran aynı zamanda başarılı bir ressam idi. Resimlerinin bazıları günümüzde dünyanın birçok şehrinde sergilenmektedir.
Yaşamının yaklaşık son yirmi yılını ABD'de geçiren yazar, ölümüne kadar kaldığı bu ülkede eserlerini İngilizce yazmıştır.
Halil Cibran'ın en ünlü eserlerinden biri olan ve ilk kez 1923 yılında basılan Nebi adlı eseri, toplam 26 adet şiirden oluşan bir karma şiir denemeleri kitabıdır. El Mustafa adındaki bir kahinin 12 sene kaldığı Orphalese şehrinden ayrılıp evine gitmek üzereyken bir grup halk tarafından durdurulması ve ana kahraman ile halk arasında insanlık ve hayatın genel durumu hakkında geçen konuşmalar kitabın kendisini oluşturmaktadır. Cibran'ın bu kitapta El Mustafa isimli şahsa verdiği bu isimle peygamber Hz. Muhammed'i işaret ettiğini iddia edenler vardır. Fakat kitaptaki metinler çoğunlukla Matta'ya göre İncil'in 5. bölümünde yer alan İsa'nın Dağdaki Vaaz'ıyla içerik ve üslup açısından benzerlik ve paralellik gösterir. Yazarın İnsanoğlu İsa adlı kitabındaki çalışmalar da dikkate alınırsa El Mustafa'nın Meryemoğlu İsa Mesih olabileceği iddiaları daha da güç kazanmaktadır. Ermişin Bahçesi Halil Cibran'ın Ermiş kitabının devamı niteliğindedir. Türkçeye çevirisi R.Tanju Sirmen tarafından yapılmıştır. Yayın yılı 1999.