Puan vermedi·268 syf.····Okunma: 17 Temmuz 2020 11:17 Bir şey olma düşüncesi beni korkutmakla kalmıyor, hasta ediyordu. Çalışmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, aile kurumunun kafesine girmek, her sabah aynı işe gidip akşam dönmek... Olanaksızdı. Aile pikniklerine katılmak, Noel, İşçi Bayramı, özel günler...
Bunlara katlanmak için mi dünyaya geliyorduk?
Eser Bukowski’nin otobiyografik romanı olarak kabul edilmektedir. Hatta romanın asıl kahramanı olan Henry’nin isminin Bukowski’nin babasına ait olduğu söylenir. Bu bağlamda okur kitabı okuduğunda şunu anlayacaktır; Bukowski travma dolu bir çocukluk yaşamış ve eserine geçmişini yansıtmıştır. Hatta daha da ileri gidersek babasına olan nefretini kusmak için kötü bir karektere onun adını vermiştir.
Romanı okurken Otomatik Portakal ve Çavdar Tarlasındaki Çocuklar adlı kitaplar canlandı gözümde. Hikayelerini benzettim belki de. Bu kitabı onlardan ayıran ise üslubunun daha ağır ve konuşmaların daha çok argo içermesiydi.
Eser bunların dışında kadın mefhumuyla da dikkat çekmektedir. Kadının bir objeden farklı olmadığını göstermeye çalışır yazar. Kadının sadece bu yönüyle ortaya çıkarılmasını Bukowski’nin kadın düşkünlüğüne bağlamak yanlış olmayacaktır.
Sonuç olarak roman akıcı ve öğretici nitelikte. Asıl temasının ise; “Ailenin kişi üzerindeki etkisi” olduğunu düşünmekteyim. Okumanızı tavsiye eder keyifli okumalar dilerim.