Puan vermedi·232 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Kasım 2017 00:00 Oktay Özel’in doktora tezinin yazılış hikâyesini anlatan bu kitabı okurken öncelikle üslubuna şaşırdığımı ifade etmeliyim, herkesin anlayabileceği sade bir dille otobiyografi yazarken Osmanlı demografisi hakkında bilgiler sunması oldukça ilgimi çekti.
Benzer konularda okuduğumuz makalelerde karşılaştığımız o ağır dilden uzak olarak, Oktay Özel’in tez çalışmasını yaparken yaşadığı kaynak sıkıntısı ve diğer bir takım problemleri kitabın heyecanına kapılarak okudum.
Özel, 1643 tarihli eline geçen defterin bir tahrir defteri olduğunu sanıyorken bu defterde klasik tahrir defterlerinde olan öşür gibi devletin önemli gelir kaynağını içeren bilgilerin olmaması bu defterin tahrir defteri olmadığını gösteriyor ve karmaşa başlıyor. Avarız hane defterlerine göre de ayrıntılı olduğu için yeni bir tür avarız defteri olduğunu düşünmüş ve mufassal avarız defteri olarak tanımlanan bu defterin hangi amaçla yazıldığı “muharrer emr budur” diye başlayan bir ferman kaydı ile ortaya çıkıyordu. Bu yönüyle Osmanlı toplumunun, yöneticilerin gözünde sadece bir gelir kaynağı olduğu gerçeğini yüzümüze vuruyor.
Yazarın tez çalışması yaptığı dönemi göz önüne aldığımızda yapılacak çalışmanın konusu belirlenirken dönemin çalkantıları, gerek iç gerek dış sorunlar tarih bilimine yönelik çalışmalara yön veriyor diğer bir deyişle gündem araştırmacıları milli görev şuuru ile akademik çalışmalar yapmaya yönlendiriyordu. Örneğin; Ermeni sorununun patlak verdiği dönemde akademisyenlerin bu konuda araştırma ve çalışmalar yapmaya yönelmesi meselesi gibi.
Öte yandan kitap dönemin tarih biliminin önde gelen isimleri başta olmak üzere genellikle çalışmacıların araştırmalarının kendi ideolojilerinin çerçevesinde kaldığı gerçeğini de göz önüne seriyor.
Kitabın dikkat çeken bir başka sunduğu bilgi ise o dönemin şartlarında araştırma yapmanın arşivdeki belgelerin hepsine ulaşma imkânı vermediği ve yazarın tabir-i caiz ise kendini parçalayarak bir takım bilgilere ulaşabilmesi. Yazar bunu bir cümlesinde "tarihçinin güncelin ağırlığı altında zorlanması" olarak kaydetmiş ve güzel özetlemiş.
Kitabı okurken en merak uyandıran kısım Amasya’da 1576 tahririndeki yoğun nüfusun 1643’teki mufassal avarız defterinde adeta yok olmasıydı. Nüfusun azalması, köylerin yok olması konularında yazarın araştırma ve bu olayı aydınlatma çabaları kitabı okurken bir polisiye roman okuyormuşsunuz hissini uyandırıyor.
1641 yılında Rum vilayeti defterdarı Mehemmed Murat Efendi vilayetinin vergi nüfusunu saymakla görevlendiriliyor, bunun sonucunda oluşan 1643 tarihli Amasya’ya ait defterde nüfusun çoğunun neredeyse yok olduğunu gösteriyor. Bu talihsiz coğrafyanın sakinlerini oluşturanlardan bir kısmı Celali terörünün kurbanı diğer bir kısmının Celali terörünün bir parçası haline geldiği ortaya çıkıyor.
Bu sonuçlara ulaşma yolunda yazarın kitapta bir topografya haritası kullanmasına bağlı olarak 1576-1643 yılları arası nüfus farkını araştırmada yardımcı olmayacağını düşündüm ve ilk gördüğümde alakasız buldum ancak dağlık yerlerdeki nüfusun kaybolmadığını, ovalarda ve diğer korunmasız alanlardaki köylerin ise yok olduğu ortaya çıktığında topografya haritasının buradaki görevini idrak etmiş bulunduğumu eklemeliyim.
Kitabın ana konusu “Amasya’da ne oldu?” sorusu etrafında işlenirken yararlanılabilecek farklı kaynaklar da göze çarpıyor bunlardan bazıları: mühimmeler, şeriye sicilleri, nasihatnamelerdir.
"Tarihçinin gördüğüdür" kısmında, Oktay Özel'in görüşlerini nüktedan, eleştirel, biraz alaycı bir tavırda ele alması bu bölümün daha akıcı okunmasını sağlıyor.
Yazar Oktay Özel, okuyucuya bu eserde 1643 Amasya penceresinden bakarak aslında genel Türkiye siyasi izlenimlerini aktarıyor. Günümüz olayları ile bağlantı kurup biraz kafa karıştırırken biraz da düşüncelerimizin çok yönlü olmasını sağlıyor.
Kitabın başında uzaydan gelmiş muamelesi gören bir gizemli defterle yola çıkıp cebimizde koskoca bir Türkiye hikâyesi ile yolun sonuna geliyoruz.